It has always been a matter of choice. Although all has been written, so to say "maktub", it has been written after you have made your choice. Now it's your turn, just tell me: heads or tails?
Iki hafta once vizyona girdigi ilk gun Ingiliz Edebiyatinin ilk yazili epik eseri olan "Beowulf"u izlemeye gittim. Beowulf, universite birinci sinifta Ogut'un dersinde isledigimiz ilk eserdi:) O gun beni 4 sene boyunca nelerin beklediginin de az bucuk farkina vardigim gun olmustu zaten:)
Filmi cok begendim. Filmin yonetmeni Robert Zemeckis her ne kadar eseri beyaz perdeye adapte ederken icerikte bazi degisikliklere gitmis olsa da yine de cok basarili bir yapim ortaya cikarmis. Film, ayni zamanda cok basarili bir animasyondu, oyle ki ozellikle Grendel'in annesi karakterini canlandiran Angelina Jolie ve Kral rolunu ustlenen Anthony Hopkins sanki etiyle kemigiyle filmin icinde gibiydiler. Angelina Jolie ve Anthony Hopkins'in yanisira filmde anime karakterleri bulunan diger aktorler John Malkovich (Unferth), Ray Winstone (Beowulf), Robin Wright Penn (Wealthow), Alison Lohman (Ursula), Crispin Hellion Glover (Grendel) ve Brendon Gleeson (Wiglaf) seklindeydi.
Film hem 2D hem de 3D versiyonuyla vizyona girdi. Biz uc boyyutlu versiyonuna gittik. Turkiye'de vizyona girdi mi kontrol etmedim ama vizyona girdiginde kesinlikle 3D versiyonuna gitmenizi oneririm. Ustelik 3D gozlukleriyle kendinizi ve arkadaslarinizi gormeniz cok eglenceli oluyor:)
Su an Indiana'dayim..Tierre Haute adli sehirde..Firsat bu firsat deyip, ben-Samira-Hend-Han de-Ali grubu olarak Ali'nin arabasiyla 7 saatlik yolculugun ardindan Indiana'ya vardik..Burda Sanira'nin bir arkadasinin evinde kaliyoruz. Dun, eyaletin baskenti Indianapolis'i gormeye gittik.
Bugun de Sukran Gunu..Simdi buradaki bir ailenin yanina ogle yemegine gidiyoruz..Hindi yemeye:) Benim durumumda hindi yiyememeye tabii:P Yine 'vejetaryanim' ayagina yaticam anlayacaginiz:) ya da bu hayvancagiza benim ulkemin adini (Turkey) verdikleri icin protesto ediyorum da diyebilirim aslinda:P hmm:P
Yemekten sonra 4 saatlik bir yolculukla Chicago'ya varmayi, ve geceyi orada gecirip Cuma gununu de orada gecirmeyi planliyoruz..
Sonrasi Allah Kerim:) Cumartesi nereye gidiyoruz su an bilmiyorum ama pazar gunu donuse gecmemiz gerekiyor:)
Hesapta olmayan bir program oldugu icin benim icin daha keyifli oldu, cunku kizlar bu tatilde Miami'ye gitmeyi dusunuyorlardi. Ben halihazirda 2 defa Florida'ya gittigim ve Kis tatilinde New York icin para biriktirmem gerektigi icin bu tatili Florence'ta gecirmeyi planliyordum. Ama Miami planinda bir sorun cikinca planlar hem onlar ve hem de benim icin degismis oldu..Iyi de oldu, en azindan farkli eyalet ve sehirleri gorme imkanim oldu..
Biraz ssonra Ogle yemegi icin evden cikicaz. Tatil donusu resimlerle birlikte size daha detayli bir rapor yazarim:)
Gectigimiz haftasonu 2 senedir cok severek taktigim kol saatim yere dustu ve baglanti noktasi kirildi:(( O kadar uzuldum ki, birincisi saatsiz yasamak benim icin cok zor, beni bilen bilir, ben saatimi yatarken bile cikarmayanlardanim:) ama ikinci ve asil sebep ise, bu saatimi cok seviyor olmamdi..Oyle ki kenarlarini susleyen taslardan birkac tanesi dustugunde bile magazaya gidip, yenisiyle degistirmemistim..cunku degistirirsem yeni gelen saat herhangi bir saat olacakti, benim saatim olmayacakti:P biraz garip bir iliski olarak algilayabilirsiniz saatimle olan irtibatimi..ama napayim benim cabuk ve uzun sureli sahiplenme gibi bir ozelligim var galiba..
Neyse, olmusla olmuse care yok diyip, belli bir sure saatsiz yasamaya kendimi alistiriyordum ki:) dun aksam bakin ne ile karsilastim:
:) Filistin'li arkadasim Shireen'in bana surprizi:) en azindan baglanacagim yeni bir saat alana kadar beni zamansizliktan kurtarmis oldu bu ikinci saat..bi de gorunum olarak eski saatimi de andirmiyor degil biraz hani:))
Hindistanli arkadasim Charmy "Homecoming Queen" oldu:) Okulun tarihinde mezunlar gununde duzenlenen bu geleneksel yarismada ilk defa uluslararasi bir ogrenci tac giymis oldu. Biz de onu desteklemek icin oradaydik tabii ki:)
Samira ile okulun ogrencilerinin sahneye koydugu ve benim de en sevdigim trajedilerden biri olan "Oedipus Tyrannus" u izledik. Sinirli imkanlar dahilinde izleyicisine sunulan oldukca basarili bir adaptasyondu.
6 Kasim 2007 MBA Club ile ilgili calismaya devam ediyoruz. Ben bu baskanligi sevdim:) Ms. President kulaga hos geliyor;P Dr. Borah baskanliginda kluptenbirkac arkadas ile birlikte Huntsville'deki NAITA (North Alabama International Trade Assosciation)'nin duzenledigi "Building a Globally Competitive Community (GC2) through Free Trade" baslikli konferansa katildik. Konferansin misafir konusmacisi Guatemala elcisi, Guillermo Castillo idi:) Cok neseli, esprili bir buyukelciydi acikcasi. Devlet erkanina mahsus o soguk protokol havasi yoktu yani kendisinde. Resminden de cikarabilirsiniz bunu:) Ama konferansi benim nezdimde daha ilginc kilan, oturumun ikinci kisminda verilen Export Alabama'nin 2008 yili Mart ayinda Turkiye'ye duzenleyecek oldugu ticari gezi brifingi idi:) Turkiye'yi yemek kulturunden geleneklerine kadar uzanan genis bir yelpazede incelemisler. Insanin kendisine ait olani bir yabancinin anlatimiyla dinlemesi eglenceli oluyormus:))
7 Kasim 2007
2 Kasim'da gosterime giren "Bee Movie" adli animasyonu izledim (yine Samira'yla. Kendisi artik benim yasal film arkadasim oluyor:P) Cok eglenceli bir filmdi. Filmin ana karakterleri olan Barry B. Benson adli ana ari karakterini SEINFELD adli diziden hatirlayacaginiz Jerry Seinfeld, Vanessa'yi Renee Zellweger ve Adam Flayman adli karakteri ise Matthew Broderick seslendirmis. Tavsiye ettigim filmler arasina bu filmimizi de ekleyebilirsiniz:)
there is a key to cope with the challenges in life: in your working, family, friends and private life: "take it easy"... though sometimes it may become really hard to take it easy. it is indeed the best to empatize with people and act taking the future relations into consideration.
this awareness is both my strenght and weakness..my strenght bec. i am well aware of its importance but also my weakness bec. there is something in my character which makes me react upon my feelings at a particular moment, and therfore prevents me from "taking it easy"
but for a few things which are really important to me, it is hard to hurt me. however once i am hurt, unfortunatlely i have the tendency to keep that hurt breathing slowly if not actively living..i can keep no grudge or hatred in me, maybe for a few minutes, but that is all..however i do never forget, either..as if that hurting place stays there forever, never giving me enough pain to react back, but nevertheless giving me the remembrance of what has happened..
-sigh--
i know that when i am hurt, i become so fragile that in order not to be shattered into millions of peaces, i put on a hard hard shell all about me which can unfortunately hurt others..this is the time when i cannot empatize that much..it only lasts for a few minutes, only for a few minutes i need to be empatized, rather than empatizing myself..but it is usually vain to expect that empathy and slight tolerance from other people...that s why i just sorrowfully keep silent, silent, maybe a few words, hurting...me...them...
then remains that unnecessary regretful hurt..and nothing else..
neden bu postu ingilizce yazmak icimden geldi, bilmiyorum..belki de ben de sahika gibi uzuntumu yabanci dilde daha iyi ifade edebiliyorumdur..."Oh my God..Oh mY gOd".....buruk :)
Dünyanın en güzel sözcüğü: 'Yakamoz'26 Ekim, 2007 12:19:00 (TSİ)
'Yakamoz' sözcüğü, dünyanın en güzel sözcüğü seçildi. Almanya'nın başkenti Berlin'deki Dış İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen, 60 ülkeden yaklaşık 2 bin 500 kelimenin göz önünde tutulduğu yarışmada, Türkçe 'Yakamoz' sözcüğü, 3 kişilik jüri tarafından dünyanın en güzel sözcüğü olarak belirlendi. Açıklamada, ayın sudaki yansımasını ifade eden 'Yakamoz' sözcüğünün, orijinalliği, anlamı ve kültürel önemi açısından birinciliğe layık görüldüğü belirtildi. Yarışmada ikinciliği, horlamak anlamına gelen Çince 'Hu lu' kelimesi kazandı. Üçüncülüğü ise Afrika'daki Luganda dilinde 'düzensiz' anlamına gelen 'Volongoto' sözcüğü elde etti.
***
Bu haber, kayit oldugum bir tercume burosu sitesinden bana geldi..26 Ekimde..Oldukca da ilgimi cekmisti bu haber, ve ne zamandan beri bu yaziyi blogumda paylasmayi dusunuyordum, kismet anca bu zamanaymis:):P -gordugunuz uzere benden pek acar muhabir olmaz:P
Bu yaziyi blogumda paylasma nedenim, Turkce'mizin aldigi bu odulden ziyade toplumda oldukca yaygin olan (bende de kisa bir zaman oncesine kadar var olan) bir yanlis anlama uzerine..
"Yakamoz" cogumuzun bildigi sekliyle, ayin sudaki yansimasi degil kesinlikle.."Türk Dil Kurumu, kökeni Rumca olan yakamoz kelimesini şöyle tarif ediyor: “Biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı.”*
Turk Dil Kurumu'nun da tanimladigi uzere yakamoz, aslinda suda yasayan bir canli..bunu ilk duydugumda biraz hayalkirikligina ugramistim ne yalan soyleyim:P Bana da, ayin sudaki yansimasi gibi oldukca spesifik bir olay icin bu denli hos bir kelime bulmus olmamiz garip bir gurur veriyordu:P
Aslina bakarsaniz, yanlis algilamalar tanimla da sinirli degil..Ornek olarak, toplumca bilindigi uzere yakamoz, ayin oldugu gecelerde gorunmuyor. Bilimsel olarak, ayin isigi, yakamozlarin (deniz hayvani olanlarin:)) isigindan daha guclu oldugu icin ayin oldugu gecelerde bu buyulu gibi gorunen olaya taniklik edemiyoruz. Kendimi duzelteyim yeri gelmisken: tabii ki Ay'in da kendinden isigi bulunmuyor. Ben, simdi tum o cografik olayi anlatmayim diye kisa yolu sectim:P
Bir baska yanlis algilama yine Turk Dil Kurumu'nun taniminda gozumuze carpiyor. "Yakamoz" Turkce degil, Rumca kokenli bir kelime..
Once kirmizi-mavi cizgili cubuklari spagetti pisirir gibi tutup, arkadaslarinizla olusturdugunuz cemberin ortasina birakiverirsiniz. Cubuklar tam bir cember olusturursa bi de kendinizle gurur duyarsiniz:) Sonra sirt agrisi cekmek pahasina tum oyun boyunca one dogru egilerek, tum cubuklari, diger cubuklari kimildatmadan teker teker almaya calisirsiniz.
:)"the good old MIKADO"yu hatirladiniz di mi? -ablacim, zeynepcim??:)))
Google'da mikado cubuklarinin resmini ararken, yukardaki fotografi bulunca acayip sevindim:) Niye sevindigimi Ablam ve Zeynep (kuzenim) hemen anlamislardir:) -envai cesitte ve renkte mikado cubuklari bulmaniz mumkun, ama bizim cocuklugumuza damgasini vuran mikado yukardakinin tipkisinin aynisiydi:) Hatta koseye yakin duran tum govdesi mavi sarmali olan cubugu gordunuz mu?? orda, hemen sol ust kosede:) iste o desende sadece bir tane cubuk oldugu icin en degerli ve en cok puana sahip olan cubuk da oydu..yanlis hatirlamiyorsam 20 puandi:) kesik kirmizi-mavi cizgililer 10 puan, tek uclari cigili olanlarsa 1 puandi:)) bir de 5 puanliklar vardi tabii, ama onlari resimde goremedeim. Hafizam beni yaniltmiyorsa kenarlari kucuk kirmizi cizgili, ortasi uzun mavi cizgili olanlardi.
ucumuzun mikado oynamaya dalmis halde bir fotografimiz bile var. Annannemin Edirnekapi'daki evinde sobanin bulundugu holun ortasinda..:)) ablam o fotografi bulup scan ederse size de gosterebilirim sonra:)
Gecen gun nerden karsima cikti bilmiyorum ama "Mikado"nun tarihcesini buldum. Tarihceye gore, Mikado'nun mensei Avrupa olup, 1936 yilinda Macaristan'dan ABD'ye getirilmis ve "cubuk kaldirma" oyunu olarak adlandirilmistir. O zamanlarda muhtemelen "Mikado" adi oyun icin kullanilmiyormus, zira Mikado esasinda bir oyun ureticisine ait bir marka. Oyun daha sonra adini en yuksek puana sahip mavi cubuktan, yani "Mikado"dan (Japonca. Hukumdar) almistir.
Klasik mikado oyunu, farkli degerlere sahip olmakla beraber toplamda 170 puana denk gelen, yaklasik 15 cm. boyundaki 41 cubuktan olusmaktadir. Ilgilenenler icin cubuklarin siniflandirmlasi da soyle ki:
Turkiye'de olup bitenleri gazeteden takip ediyorum bilhassa son birkac gundur..olanlar gercekten cok uzucu..insan dusunmeden edemiyor. oldum olasi pkk'nin ulkemizin uzerinde kara bir bulut gibi dolastigi bir gercek. ama son gunlerdeki bu "cesaret"leri, tabiri caizse bu gostere gostere vurmalari karsisinda insan sasirmiyor degil..hele de Amerika'nin Irak'ta iyice cikmaza girdigi, daha acik konusmak gerekirse, Turkiye'nin savasa mudahil olmasinin en cok isine gelecegi bugunlerde PKK'nin bu pervasiz adimlarinin arkasinda neyin oldugu sorusunun cevabi yuzumuzde patliyor sanki..
bu kritik gunlerde umarim herkes ve bilhassa hukumet mantigi ve basireti elden birakmaz diye umid ediyorum..Cunku ozellikle insanlarin gelen sehit haberleriyle daha da bir hassaslastigi bugunlerde "savas", "askeri mudahele" sozcuklerine insanimiz daha da bir sicak bakiyor..Ben, bunun gerceklesmemesi icin dua ediyorum. Iki ulkeyi birbirine kirdirmanin ne Turkiye'ye ne de Irak'a bir fayda getirmeyecegi gun gibi asikar..diger ulkeler ya menfaatleri ya da artlarina saklandiklari bahaneleri tukendiginde geldikleri gibi gidecekler, ama sinirlari paylasanlarin komsuluklari devam edecek--ister baris icinde olsunlar, ve isterse de savas..
hem bugunumuz ve de hem yarinimiz icin silahlarin golgesinden uzak bir cozum bulmamiz gerekiyor..her iki taraf da bunu hem kendi insanlarina ve hem de tum insanliga borclular benim gozumde..cunku bu dunyada gereginden fazla kan dokuluyor zaten, gereginden fazla cocuk, silah sesleriyle dolu bir dunyaya gozune acmak zorunda kaliyor..baris adina bir mermi daha sikmak ise devam eden savasa katkida bulunmaktan baska bir ise yaramiyor ne yazik ki..
asagida bugun email grubumda okudugum bir kose yazisini burda sizinle paylasmak istiyorum. Bu vesileyle de hayatlarini kaybeden tum sehitlerimize Allah'tan rahmet, tum yakinlarina da bu cok zorlu sinavlarinda sabirlar diliyorum..
Yoksa “Dağdan yönetilen ülke” başlığını mı koymalıydım? Vakıa, öyle de olduk. İster kabul edin, ister etmeyin, ama dağdan yönetildiğimiz bir gerçek. Eğer dağdan yollanan cenazeler koca bir ülkenin kimyasını bozuyorsa, siyasal aklını rehin alıyorsa, evet, buna “dağdan yönetilmek” denir.
Yumuşak karnımız kabak gibi açığa çıkmıştır. Bu tavrımızla, bu millete oyun oynamak isteyen her kimse, onlara “gel beni yumuşak karnımdan vur” demişizdir. Köpürtülen asabiyet, kışkırtılan milliyetçilik, dalga dalga kabaran ulusalcılık, karnımızın derisini daha da inceltir.
Buna, hırsıza yol göstermek denir. Sizin kimyanızı bozmak isteyen herkese ne yapması gerektiğini öğretmişsinizdir. Sizin kimyanızı bozmak, siyasetinizi yönlendirmek, size tedbirinizi şaşırtmak isteyen herkes, hesabını sizi çılgına çevireceğini düşündüğü cenazeleriniz üzerinden yapar. Ve siz istemeden çocuklarınızın katillerine hizmet etmiş olursunuz.
Artık, aklınız ipotek altına alınmıştır. Sondan bir evvelki soruyu dahi soramazsınız: 13 askeri öldürenlerin ne idüğü belli. İyi de, burada bir stratejik hata, hiç olmazsa taktik bir hata, ne bileyim bir ihmal de mi yok? Varsa, bunun hesabını soran bir merci de mi yok? Bu hesabı soracak olan millete ise malum medya kullanılarak ha bire gaz veriliyor.
Peki, bu garip tutum, bu ülkenin kimyasını bozmak isteyen odakların değirmenine su taşımak anlamına gelmiyor mu?
Sondan bir önceki soruyu soramayan, sondan iki önceki soruyu hiç soramaz. Cenaze sayısına indirgemiş bir güvenlik anlayışıyla çıkarılan Tezkere “Kürt sorunu”nu çözer mi? Hepsi de kökten laik olan DTP'lilere saldırmak, meseleyi bitirir mi? Yine kökten laik bir örgüt olan PKK'yı bitirmek, terörü bitirir mi? Kuklaya ağzına geleni söyleyip de, iş kuklacıya gelince ıslık çalan bir anlayış nasıl bir anlayıştır?
Bunu soramayan sondan üç önceki soruyu hiç mi hiç soramaz: Dün Çanakkale'de omuz omuza savaşıp ölmüş Türk ve Kürt kavminin çocuklarına bugün birbirini boğazlatan süreç kimin eseridir? Buralara nerelerden geldik? Bu süreçte ulus devletin, resmi ideolojinin, laisizmin, Batıcı taşeronların, köpürtülen ulusçulukların rolü nedir?
Bundan yüz yıl evvel Irak diye bir devlet yoktu. Evet, Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet de yoktu. Bundan yüz yıl sonra olur mu, meçhul. Ama iki Müslüman halk burada 1000 (yazıyla: bin) yıldan beri var. Dün vardı, yarın da var olacaklar.
Dün İslam sayesinde kardeşlerdi. Peki, bugün ne sayesinde düşman oluyorlar? Hiç soran var mı? Bizi kimler, ne süreçlerden geçirerek bu hale getirdiler?
TSK 23 kez Kuzey Irak'a girmiş. Bu işi bitirememiş. Kimse de “Niçin bitiremediniz?” diye hesap sormamış. 24. kez girince biteceğine dair bir garanti mi var? Tamam, ABD ve İsrail'in gerçek düşman olduğunu, Kuzey Irak'ta Türkiye'nin gerçekte bu güçlerle savaşacağını, PKK'nın hiçbir şey olduğunu bu vesileyle görmüş oluruz. (Eğer giriş amacımız buysa, bence -ABD böylesine çamura çökmüşken- hiç durmayıp girelim de, 'dost ve müttefiklerimizin' maskesini düşürelim) İyi de, bu güne kadar bu açık gerçeği görmemiş olan, bundan böyle görse ne olacak?
İsrail uçakları Türkiye hava sahasını kullanarak komşu ülkeyi bombalıyor, dalga geçer gibi sınırlarımız içine boş yakıt tankı bırakıyor, bizim hava sahamızı korumakla görevli olan güvenlik birimlerinden çıt çıkmıyor. Fakat Kuzey Irak cangılına girmek için tezkere çıkarılıyor.
Uyarı bir: İki kavmin bin yılı aşan kardeşliğini bozup arasına kan davası sokacak her hareket lanetlidir. Bunun kimseye hiçbir yararı yoktur, ama herkese kalıcı zararları kaçınılmazdır.
Uyarı iki: Türkiye ne zaman silahlı siyasete prim vermişse, siyaset kendi tabii silahlarından olmuş, bundan ülkedeki görece özgürlük ortamı fena halde zarar görmüştür. Bu daha yeni yeni belini doğrultan siyasetin kendi ayağına kurşun sıkmasıdır. Daha dün seçimden mutlak galip olarak çıkan iktidar, silahlarla yönetilmeye hayır diyebilmelidir. “Türkiye cenazelerle kimyası bozulup tedbiri şaşacak bir 'aşiret' devleti değildir” denilmelidir. Bu hem Cumhurbaşkanına hem hükümete karşı kurulmuş bir tuzaktır. Bu tuzağa düşülmemelidir.
Uyarı üç: Bu ülkenin güvenliği askere bırakılmayacak kadar önemlidir. 30 yıldır devam eden “terörle mücadele” yönteminin iflas ettiği ortadadır. Mevcut konsept işe yaramamış, terörü daha da azdırmıştır. Bu yöntemi sürdürmek isteyenler, önce başarısızlıklarının hesabını bu millete vermelidirler.
Bu ülkenin kurucu unsuru olan biz Müslümanlar, % 47'lik bir iktidarın dahi bunu başaramayacağını biliyoruz. Ama mevcudun gerisine düşen bir Türkiye de istemiyoruz.
Zira biliyoruz ki, silahların siyaseti hâkimse, siyasetin silahları susmuş demektir. Bunun anlamı, sözün gücünün yerini gücün sözünün almasıdır. Bunun anlamı, “konuşa konuşa anlaşmanın” yerini “vuruşa vuruşa kırılmanın” almasıdır. Büyük ailemizin gerçek düşmanlarının istediği de budur.
Hz. Musa'nın Kur'an'daki duasına katılalım: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah'ım!”
Gecen gun beni gercekten etkileyen bir film seyrettim..Filmle ilgili detaylari sizinle de paylasmak istiyorum, imkan bulabilirseniz kacirmamanizi siddetle tavsiye ederim..Iyi seyirler..
***
Long ago in the Underground Realm where there are no lies or pain, there lived a Princess who dreamt of the human world...
She dreamt of blue skies, the soft breeze and sunshine...
One day eluding her keepers, the Princess escaped...
Once outside, the brightness blinded her and erased her memory...
She forgot who she was and where she came from. Her body suffered cold, sickness and pain. Eventually she died...
Her father, the King, always knew that the Princess would return,
perhaps in another body, in another place, at another time...
And, he would wait for her, until he drew his last breath, until the world stopped turning...
***
Meksikali film yazari ve yonetmen Guillermo del Toro imzali "El Laberinto del Fauno" 1944 Ispanya'sinda gecmektedir. Ispanya Ic Savasi (1936-1939) henuz sona ermistir. Ancak savasin bitimi barisin habercisi olmaktan cok uzaktir. Film, savas sonrasi General Franco baski rejiminde iki ayri mucadelenin oykusunu aktarmakta beyaz perdeye: fasist rejime karsi durmaya calisan halkin direnisinin ve 11 yasindaki kucuk bir kiz cocugunun bir korku filmini andiran gerceklerin dunyasinda kendince olusturdugu gizemli, karanlik ve kimi zaman tuyleri urperten peri masalinin icindeki yolculugunun..
Film, adini hikayede onemli bir rol ustlenen gizemli yaratiktan almakta. Pan, mitoloji'de yari keci yari insan gorunumundeki surulerin ve cobanlarin tanrisinin adidir. Mitolojide elindeki flutuyle koyun surulerinin arasina dalip, surude panik yarattigi ve cikan karmasadan zevk aldigi yazar. Zaten 'panik' kelimesi de surude ortaya cikan, Pan'in getirdigi 'Pan-ik'ten gelmektedir.
Hikayeye donecek olursak, izleyecek olanlar icin buyuyu bozmamaya calisarak sunu soylemem yeterli olacaktir: Film, babasini yillar once kaybetmis, 11 yasindaki Ofelia (Ivana Baquero)'nin, uveybabasindan olan kardesine hamile annesi, Carmen (Ariadma Gil) ile birlikte yeni "evine" (!) olan yolculugu ile baslar. Ofelia'nin uveybabasi Ispanya Ic Savasi'nin zalim komutani Capitan Vidal (Sergi Lopez)'den baskasi degildir. Carmen, Komutan Vidal'in Ofelia'yi benimsemesi konusunda endiselidir, ve bu nedenle yol boyunca surekli Ofelia'nin iyi bir kiz olmasi yonunde nasihatler vermekte, yeni evlerinde cok mutlu olacaklarini tekrarlamaktadir. Ancak herkesin cok yakinda ogrenecegi gibi, Komutan Vidal'in bekledigi yeni bir aile degil, sadece ve sadece Carmen'in karnindaki ogludur.
Film, savas sonrasi fasist zulum ve baski, ve buna karsi koymaya calisan cumhuriyet yanlilarinin mucadelesi ile Ofelia'nin hem gercek hayatta yasadigi ve hem de peri masalininda yasadigi mucadeleyi basariyla izleyicisine sunmakta.
--
Fimin sonuna kadar, del Toro, izleyicisini gercegin mi yoksa peri masalinin mi daha gercek oldugu ikilemi icerisinde birakmakta..Zaten filmin sonunun bir trajedi mi yoksa bir masalin gercege donusmesi mi olduguna karar vermeyi de izleyicisine birakiyor del Toro.
--
Kisaca, okudugum yorumlardan birinde yazdigi gibi:
--
"Iyiler iyi, kötüler kötü, ortası yok. karakterler kara kalemle karikatürize, tıpkı çocuk masallarında olduğu gibi ama kesinlikle çocuklar için olmayan bir masal bu. Kan ve şiddet birkaç sahnede uzakdoğu filmlerini aratmayacak cinsten. Hikayenin işleyişi ise tıkır tıkır, paralel raylarda hareket eden iki tren. biri dağlarda gerilla savaşının ortasında bir yaşam mücadelesi, diğeri ise küçük kızın içinde bulunduğu korkunç gerçeklikten kaçmak için kendine bir dünya yaratması. hem de Bjork'ten çaldığı bir fikirle: "one day i found a big book buried deep in the ground, i opened it but all the pages were blank, to my surprise it started writing itself, one day i found a big book buried deep in the ground..."(Bachelorette) Işte bu noktadan sonra Ofelia'ya inanıp inanmamak size kalmış. "Dolapta canavar var" diyen mızmız ufaklıklardan mı, yoksa yeraltı dünyasının kayıp prensesi mi? final ise nefis; iyimserseniz masala inanabilirsiniz, and they lived happily after... şayet bardağın boş kısmını görenlerdenseniz de alın size boğazınızda yumruk hissettirecek cinsten küçük bir trajedi."*
*bkz. www.eksisozluk.com -baslik: el laberinto del fauno, yazar: arsonist, 8 numarali entry.
Okulun kütüphanesinin dışında , şehir kütüphanesine de öğrenci kimliğimizle üye olabiliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda da şehir kütüphanesinde bizim sahaflardakine benzer oldukça uygun fiyata kitap satışı vardı. Samira ile oraya gittik. Samiranın da benim gibi lisansı edebiyat üzerine..burda da gazetecilik okuyor..Kütüphaneden toplamda $ 3.75 cent vererek :) üç adet roman aldım: "The Paper Men" -William Golding, "The Book of Ruth" -Jane Hamilton, ve Angela Carter'in "Wise Children" adlı romanı..
Geçtiğimiz gün Golding'in "The Paper Men" adlı kitabını bitirdim. Farklı tadı olan bir kitaptı, alışılagelmişin dışında..191 sayfalık romanı aslına bakarsanız bir cümlede bile tanımlamak mümkün olabilir: "İngiliz roman yazarı Wilfred Barclay'in ün, başarı, zenginlik ve kariyerinin doruğuna ulaşmasından sonra yaşadığı alkolizmin eşiğindeki orta-yaş sonrası krizi, ve bu krizi esnasında yazarın yasal biografisti olmak için onu bir gölge gibi takip eden ve Barclay'in zamanla ortaya çıkan paranoyasının başkahramanı olan Amerikan İngiliz Edebiyatı Profesörü Rick L. Tucker'ın saklambaç kıyamındaki girift ilişkisi"ni konu almakta roman.
Golding aynı zamanda eserleriyle 1983 Nobel Edebiyat Ödülü'ne de layık görülmüştür. Aşağıda "kitabın künyesi" :
Adı: The Paper Men (Kağıttan Adamlar)
Yazarı: William Golding
Yayım Tarihi: 1984
Ana Kahramanlar:
Wilfred Barclay
Rick L. Tucker
Elizabeth (Barclay'in boşandığı eşi)
Emma (kızları)
Mary Lou (Tucker'in eşi)
Mr. Halliday (Barclay'in biyografisini yazması için Tucker'i görevlendiren, ve roman boyunca Barclay'in bir karabasan haline dönüştürdüğü zengin edebiyat sever)
Alıntılar:
...I could not think anything or see anything but the truth. I saw that I had been planned from the beginning. I had my place in things. It did not matter what I had done or would do. I had been created by that ghastly intolerance in its own image. You may possibly recognize what I am talking about though it would be better for you if you did not. I saw I was one of the, or perhaps the only, predestinate damned. I saw this hotly and clearly. In hell there are no eyelids.
...In fact the biography will be a duet, Rick. We'll show the world what we are -paper men, you can call us. How about that for a title?
...However -this time! Yes, I did give up again for good and life became dull. I got sober and happy and being happy proved to be dull after a bit but one mustn't complain of bread-and-butter, but eat it up, expecting cake later.
Bu gectigimiz hafta icinde benden(!) iki adet email almis olabilirsiniz: biri 'bedava kontor' ile ilgili, digeri de 'dating' -bir sevgili bulma sitesi reklami ile ilgili:O :( :/
Simdi:), birinci emaili pek kafama takmamistim acikcasi, bir defalik SPAM mail zincirine kurban oldugumu dusunmustum, ama bu ikincisini de alinca, bir "ve" daha, ve bunu uzerine "ne is?" gibilerinden de bazi mailler alinca, dedim bu ise bir el atmanin zamani gelmis de geciyor..
madde bir, tabii ki bu mailleri ben atmiyorum:) bu tur bir virusun bulasmasina mahal verecek sitelerde de gezmiyorum..Allah'im ben nelerin aciklamasini yapiyorum boyle??:) neyse, sozun ozu, bilgisayar camiasindan da pek anlayan biri olmadigim icin, halihazirda olup biten benim icin halen bir muamma..
madde iki, bu sabahki ilk soku atlattim sayilir:) simdi 'action zamani"..ilk olarak sifremi degistirdim, umarim daha fazlasini yapmama gerek kalmadan bu illetten kurtulurum..olmadi, napalim, email adresimi iptal etmek zorunda kalacagim..bu email adresimi ismim ve soyadimi acikca gosterdigi icin cok seviyorum acikcasi..bir de simdi yeni email adresini herkese gonderme derdi var..hadi ben gonderdim, ama irtibatlarin hepsinin adres degistirme zahmetine girip girmeyecegi konusunda suphelerim mevcut..bakalim, hayirlisi..bekleyip, goricez:)
madde uc, bu bir yok edilebilir virus mu, yoksa ben de artik bir hacker kurbani miyim, dedigim gibi su an tam olarak emin degilim..burada bilgisayardan anlayan bazi arkadaslari bu muaammayi cozmeleri icin seferber etmeyi dusunuyorum..
madde dort, ola ki sifre degisikligi ise yaramaz, ve benden yine abuk ya da daha da kotusu sabuk bir email alirsaniz (mazAllah:)), 'vah, goruyor musun, Amerika kizcagizi nasil da degistirdi??' soylemlerinin uzagindan yakinindan lutfen gecmeyiniz..asayis berkemal..sorun yok:)
madde bes, bu maddeleri tanidik tanimadik herkese yayabilirsiniz..(ya da tanimadiklara yaymaniza zannedersem pek gerek yok su an icin:P)
*Secimler hep vardi.Her sey kaderde yazili olsa da -maktub-, oraya sen secimini yaptiktan sonra yazildi. Ve simdi sira sende, sadece soyle bana: YaZi mi yoksa TuRa mi?