31 Temmuz 2007 Salı

Dikkat dikkat!!!ucusa geciyorum..

Bugun burdaki son gunum (ama en son gunum degil henuz:P). Yarin sabah 9.25'te Huntsville'den ucusa geciyorum. Chicago aktarmali olarak persembe oglen 12 gibi insAllah Istanbulcuguma inecegim. Neyse ki bavulu direkt Istanbul'dan alacagim icin aktarmada bavul indir kaldir derdi olmayacak. Gelirken iki bavul, bir laptop ve bir sirt cantasiyla biraz(!) canim cikmisti da..

Canim cikmisti dedim de aklima geldi, dun hakkaten canim cikti:) sabahtan itibaren 3 finale girdim, arada da odami bosaltip, esyalari arkadasin evine yerlestirdik. In cik, pestilim cikti. Bi de benim fazla bi sey tasidigim soylenemez, sagolsun arkadaslar yardim ettiler. Insan toparlanmaya baslamadan ne kadar cok ivir ziviri oldugunun farkina varamiyor. Sefsef'i de arkadasimin evine birakicam, onu cantalarin icine tikmaya gonlum elvermedi. Aslinda yer olsa yanimda bile gotururdum:) Ama istanbulda Reyyanun tehlikesi var tabii. Orada zimmetine gecirmeye calisabilir ne de olsa:P Bu arada sevgili ablacim, ben gittigimde aldigin ve yatagimin ustune konuslandirdigin o koccaman ayucugu da umarim ben gelmeye kaldirmis olursun. Sefsefimi kiskandin da aldin ama benim kucuk sefsef'ime benzer hicbir yani yok o ayucugun haberin olsun:P

Bugun annemi babami aradim, Istanbul'a inis saatimi haber verdim. Annemler koyden gelecekler yarin beni karsilamaya:) Bu arada koyde artik cep telefonu cekiyormus, cok sasirdim:) teknoloji bizim koyu de vurdu baksaniza:) Eee, devir teknoloji devri ne de olsa..Onceden olsa cep telefonu cekmedigi icin gelen mesajlari gorebilmek icin Goynuk'e inenlerin cantasina cep telefonlarimizi atardik ki cektigi yerde gelen mesaj varsa alabilelim diye:) Yaa, nerden nereye....:)

29 Temmuz 2007 Pazar

anne, benim tatilim geldi!!!

Gecen gun bir arkadasimdan Oludeniz'e ait fotograflarla dolu bir
e-mail aldim. Bilhassa oludeniz olmasindan cok "tatil"e aitliginden
uzun uzuun ic gecirerek baktim fotograflara. Ve o anda hissettim ki benim coktan tatile cikma vaktim gelmis:) hicbir sey yapmadan kulagimda walkmanim, acik havada sirtustu yatip gozlerimi kapamak, ruzgarin bir yandan sesini dinlemek, bir yandansa yuzume degip ayrilisini hissetmek, birilerinin beni hazir sofraya cagirmasini beklemek:), sabah elimde ablacigimin getirdigi:) taze demli cayimla sabah programlarinda zap yapmak, hic plan program, hesap-kitap yapmadan sadece ani yasamak..LONG LIVE CARPE DIEM:)))

Kisacasi su an itibariyle icinde bulundugum durumun tam tersini yasamak..(gorseli icin buyrun parcalari birlestirin: kutuphane, yazilmasi gereken bir makale ve yarina kadar hazirlanilmasi gereken 3 final, onumde biriken cikolata paketleri, arti iki gundur ayni kiyafeti giyiyorum:) alisveris istegimi canlandirmam lazim) Ozellikle bu son madde bile yeter, simdi soyleyin bana, gercekten tatilim gelmemis mi??:P

22 Temmuz 2007 Pazar

hayırlı olsun..

Yeni donemimiz hepimiz ve ulkemiz icin hayırlı olsun.

:)

20 Temmuz 2007 Cuma

yagmurun elleri...

Sweet Home Alabama'nin bu kadar yesil olabilecegi aklima gelmemisti buraya gelmeden once. Burada yagmur sanki cok dertli, geldi mi tum icini dokmeden gitmiyor..:)Bu sabah da oyle oldu..Finans sinavindayken disarda yagmur, gokgurultusu, simsekler..neyse ki bu yogunluk, kisa sureli oluyor, muson yagmurlari gibi..ama ben seviyorum buranin yagmurlarini..ne sogugunu birakiyor havaya, ne de camurunu yere..sessizce geliveriyor, dolu dolu yagiyor, ve geldigi gibi sessizce gidiveriyor. Ardinda kisa sureli bir serinlik ve toprak kokusunu birakarak..

iste, yagmur ne zaman ciselese, eger disardaysam herkesin aksine adimlarini yavaslatanlardanim ben..bu zamanlarda semsiyemi nasil olup da odada unuttuguma:P da sasarim hep:)

hele bir de, yagmurda yururken kulagimda da bir sarkinin ezgisi varsa..:)

14 Temmuz 2007 Cumartesi

"ben, bu sene büyüdüm."

Bugün dinlemediğim şarkılar dinledim. Hatta iki şarkıyı bir kereden fazla..Aslında iki kereden de fazla:) Bu iki şarkıda -neden öyle hissettim, çok emin değilim ama- sanki kendimi buldum, kendimi dinledim, kendimi söyledim. Ben, bu şarkıları sevdim:) Yani; "parçalı bulutlu"ydum...



...şimdi "bambaşka" oldum:)



...

Doğum tarihim 27 Ağustos 1983. 24. senemi yaşıyorum bu hayatta. -İlk senelerde fire verdim mi bilmiyorum ama:)- bu zamana kadar 20 küsür doğumgünüyle bir yaş daha büyümemi kutladık hep. Ama...ben, bu sene büyüdüm. :) 27 Ağustos 2007, bu yüzden farklı olacak gibi..O gün, telefondan sevdiklerimin 'iyi ki doğdun' temennilerini dinlerken ins:), muhtemelen arka fonda bilgisayarımda bu iki şarkı çalıyor olacak..

:)

11 Temmuz 2007 Çarşamba

bir yokmuş, bir varmış..

Aşağıda ufacık tefecik bir hikayecik bulacaksınız. Başında ve sonunda üç nokta...Başını kaçırmışız ne yazık ki, geçmişte yaşanmış. Ben, yağmur yağmaya başladığı andan itibaren yakalayabildim. Sonunda da sınıfın kapısı kapandı. Sınav kaç saat sürer bilmiyorum. Ben bir ara kontrol eder, yakaladığım yerden, yine size anlatmaya devam ederim..İşte böyle:) İyi okumalar..
...

Yağmur çiselemeye başlamıştı. Henüz araladığı perdeden, cama vurup aşağıya doğru süzülen damlaları seyretti bir süre. Seviyordu yağmuru, pencerenin kenarına oturup damlaların süzülüşünü izlemeyi..bazen saatlerce..hiç sıkılmadan...Zaten gökgürültüsünden de korkmuyordu. Küçük bir kızken de korkmazdı. İzlediği Amerikan filmlerinde, yağmurlu gecelerde gökgürültüsünden korkup, annelerinin yatağına koşuşturan çocukları bir türlü anlayamamıştı bu yüzden. Onunsa hep en iyi arkadaşı olmuştu yağmur. Ne zaman içi sıkılsa, hep yağmurun yağması için dua ederdi. Çünkü bilirdi, her yere düşen yağmur damlasıyla birlikte kederi de toprağa karışacak, yağmur, ruhunun yükünü alıp götürecekti. Sadece sıkıntılı zamanlarında değildi üstelik. Kendini mutlu hissettiğinde de gözleri bulutlara çevrilirdi. Yağmur bir yağsa, kendini dışarıya bir atsa, herkes kapalı mekanlara doğru koşuştururken, o, tembel adımlarla anın tadını doyasıya çıkarsa..İyi günde, kötü günde..hep yanında olsa...esaslı bir sevda gördüğünüz üzere:)

Kızarmış yağlı ekmeğini ve orta demli seylan çayını aceleyle salona getirip, pencerenin yanındaki sehpanın üzerine koydu. Sınavına tam olarak 40 dakikası vardı. Son bir tekrar, kahvaltısını yapmak ve bir yandan da yağmuru seyretmek için yeterli bir süreydi bu. O gün dönemin son finali olacaktı. Bir dönem aslında ne kadar da çabuk geçivermişti. Penceresinden kuleleri görünen kampüsüne doğru baktı. Kampüse yakın bir ev bulduğu için şanslıydı. Yoksa derslerin ancak sonuna yetişebilirdi herhalde. Kendine güldü. Anneciği gerçekten haklıydı. "Şu evde ne varsa, bir hazırlanıp, çıkamazsınız" derdi hep. "5 dakika yarım saat kurtarır." Özellikle de İstanbul'da bu kesinlikle geçerli bir önermeydi. Sınavdan sonra evi aramayı düşündü, annesiyle neredeyse bir haftadır konuşmamıştı. Neden sonra, "40 dakika hakikaten yeterliymiş" diye söylendi, önünde duran sadece bir sayfası çevrilmiş kitabına, yarısı yenmiş tostuna ve neredeyse olduğu gibi duran çayına bakarken. Son bir kez ocağı ve fişleri kontrol edip, aceleyle dışarı attı kendini.

Dışarda yağmur dinmek üzereydi. Taş köprünün üzerinde yer yer küçük gölcükler oluşmuştu bile. Yağmurun tamamen durmadığını, bu gölcüklerde ara ara açılmaya devam eden halkalardan anlıyordu. Adımlarını sıklaştırdı. Köprünün çıkışında yine akerdeon sesleri sokağa yayılıyordu. Yaşlı adam sabah 5'te buraya gelir, saat 8'de akerdeonunu hafiften çalmaya başlardı. Neden bu kadar erken geldiğini ya da o aradaki üç saat boyunca ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Bir gece güneşin doğmasına yakın uyandığında, pencereden gözüne takılmıştı karanlıkta birinin ya da bir şeyin hareket ettiği. Cama iyice yaklaştığında ise, karanlığa iyice alışan gözleri, önce akerdeonun beyaz tuşlarını, sonra da yaşlı adamı seçebilmişti. Yaşlı adam görünürde hiçbir şey yapmıyordu. Akerdeonu kucağında, öylece oturuyordu sadece. Ya da görebildiği kadarıyla sadece oturuyordu. Hiç güldüğünü de görmemişti bu zamana kadar. Biraz arkadaşcanlısı görünse, aslında yaşlı adama bu işin aslını sormayı aklından geçirmiyor değildi. Ama o gün, yaşlı adam isterse kahkahalarla gülsün, sınavına 5 dakika kalmışken, başını çevirip bakmaya bile vakti yoktu.

Kampüsün büyük demir kapısından geçip, 650 yıllık taş binaya doğru ilerledi. Sınıfta yerini aldığında, hoca, kağıtları dağıtmaya başlamıştı bile..

...

7 Temmuz 2007 Cumartesi

Dün gazetelere göz atarken, Barış Akarsu'nun geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybettiğini öğrendim. Üzüldüm gerçekten. Allah rahmet eylesin. Ölümün gerçekliğini ne kadar bilsek de, buna ne kadar inansak da, ölüm hayatımıza uzaktan da olsa ne zaman yaklaşsa, gerçekliğini idrak etmede zorlanıyor yine de insan. Barış Akarsu'nun vefat haberini okuduğumda da bunu hissettim. Şahsen tanımıyorum tabii ki, sadece televizyondaki Akademi Türkiye yarışmasında izlemiştim. Bir de Beşiktaş'taki Çay Bahçesinde arka masamda oturuyordu arkadaşıyla. Orada görmüştüm yakından.

Diyeceğim, bir zamanlar seninle aynı havayı soluduğunu bildiğin birinin artık bu hayatta olmadığını bilmek insana garip geliyor. Ölüm, insan icin ne kadar gerçekse bir o kadar da bilinmez..Bilmediği bir şeyi de insan hayatına yakınlaştıramıyor..Sanki hep uzaklardaymış gibi..birazcık yaklaşınca da allak bullak ediveriyor aklımızı..Annem dedemin vefat haberini ilk soylediğinde de olayın gerçekliğini algılayana kadar, 2-3 dakika ne bir şey hissedebilmiş, ne konuşabilmiş, ne de ağlayabilmiştim. Sadece arkamı dönüp, odama gitmiş, odanın ortasında öylece durmuştum. Sanki rüyada gibi, sanki annem hiç o cümleyi kurmamış gibi..Allah bizi sevdiklerimizin ölümleriyle imtihan eylemesin inşAllah..Onlara hayırlı, uzun hayatlar nasip eylesin. Amin.

Allah Barış Akarsu'ya rahmet, ailesine ve sevdiklerine sabırlar ihsan eylesin.

2 Temmuz 2007 Pazartesi

"cakmak cakmak"

son gunlerde radyoda kesfettigim, acayip de begendigim sarki..devamli dinleyin diye bloguma da koyuyorum:)

26 Haziran 2007 Salı

bir dilek tut...

8 ya da 9 yaşimda olmalıyım..Ailecek Çanakkale'ye gitmiştik. O geziye dair çok net üç şey kalmış aklımda: AliOsman'ı açıkhava muzesinde geçici bir süre kaybedişimiz, istediğimiz 3 top dondurmanın bize 6 top edasında gelmesi (Çanakkale'de dondurma siparişi verirken x/2 oranını kullanın:P) ve..yıpyıldızlı bir gece..o geceden sonra gokyuzunu bir daha o kadar yıldızla kaplı gordugumu hatırlamıyorum..o an dun gece gibi gozumde şimdi: yeniden kucuk bir kızım. arabadan iniyoruz. muhtemelen babamın bir arkadası refakat ediyor bize. başımı birden gokyuzune çeviriyorum. bembeyaz..gecenin karanlığı yıldızların parıltısında erimiş gitmiş..o kadar çok yıldız var ki sanki bir yıldız daha "hey, bana da yer açin" dese, ona "burası doldu, kendine başka bir gokyuzu bul" deyiverecekler..Çok buyuluydu..başı gokyuzune doksan derece donmuş kucuk kız için unutulmayacak bir gece olacaktı..Her yıldızlı gecelerden soz açıldıgında "biliyor musunuz, bir keresinde biz Çanakkale'deyken..." ile başlayan cumleler kuracaktı artık. Boyle bir geceye şahit olduğu için mutluydu kucuk kız. Sonra..

Sonra olabilecek en muhteşem şey oldu: kucuk kız tum dikkatiyle gokyuzune bakarken hooppp bir yıldız kaydı..daha iyi bir zamanlama olamazdı. tıpkı mutlu sonla biten masallardaki gibi..."Hey gordunuz mu?" diye bağırabildi heyecanla neden sonra. Ondan başka goren de olmamıştı kayıp giden yıldızı..çok ozel hissediyordu kucuk kiz kendini..sadece bir kişinin şahit olduğu sihirli bir an yaşamış gibiydi. Sanki birilerine olan biteni anlatsa, ona inanmayacaklardı..Çocukluğuna gulup, "oyle seyler sadece masallarda olur kucuk kız" diyeceklerdi. Ne yapılması gerektiğini biliyordu, hemen bir dilek tutuverdi.

:) ne dilek tuttuğumu hatırlamıyorum:) gerçekten..ama o geceyi, o anı tamamıyle hatırlıyorum. olağanustu bir şey olmadığını da biliyorum. Birçogunuz belki de birçok kere yıldız kaymasına tanıklık etmişsinizdir. Ama o anda, o kucuk kız için olaganustu bir olay yaşanmıştı. :) Şimdi bile hala o gecenin farklı bir gece olduğuna inanıyorum..O ana tanıklık ettiğim için de içimden sessiz ama şımarıkça gulumsemekten kendimi alamıyorum:P Ve, evet, yıldızlı gecelerden soz acıldıgında, hemen başlıyorum: Biliyor musunuz, bir keresinde biz Çanakkale'deyken...

23 Haziran 2007 Cumartesi

gun biterken..

Size geçmişten haber getiriyorum..Saat gece 11'i geçti..Hala ayın 23'unde olmak güzel:) eger icinizde cumartesi gunu keske sunu da yapsaydım diyeniniz varsa, siparis alabilirim..olmadı veresiye yazdırırsınız..cunku hala bu cumartesi yasayacak 44 dakikam var..:) Ben bu 44 dakikamda ne pazartesi gunu sınavım olan, ve bugun butun gunu dısarıda gecirerek, yuzune bile bakmadigim pazarlama stratejileri kitabımı okumak ne de uyku pozisyonuna gecerek bugunumu erken bitirmek istiyorum. Bu kalan 42 dakikamda acayip konuşasım var..Halihazırdaki duruma bakacak olursak da gorunen o ki ben konusacagim, siz de dinleyeceksiniz:) bunu sevdim..

son 40 dakika..bugün sizinle bir sırrımı paylaşmak istiyorum:) Aslında çocukluk yıllarımdan gelen bir şey..belki bu sizin de çocukluğunuzdan kalma bir sırrınızdır..Kimbilir..Ben kendi kendimle konusurum:) Dikkat edin kendi kendime demiyorum, ama kendi kendimle:) aynadaki benle..kendimi bildigimden beri zaman zaman aynanın karsisina gecip konustugumu bilirim. bu karsilikli iki kisinin konusmasi gibi degil tabii ki, ben kendimle konustugumda aslinda kendimi goruyorum, cumleleri ifade ediş tarzımı, mimiklerimi:) ne mi konusuyorum--her sey olabilir. gercek ya da farazi..mantıklı ya da mantıksız..geçmiş ya da gelecek..bazen yaşadıklarımı, bazen henuz yaşamadıklarımı -ve belki de hiç yaşamayacaklarımı- bazen de yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımı..olmuşa dair "acabalarımı", olmamışa dair de "acabalarımı"..

son 30 dakika..aslında olan, bu anlatmaya çalıştığımdan çok daha basit:) bir yakınınızla sohbet ederken rahatladığınızı hissedersiniz..cunku karşınızdakinin sizi anladığını bilirsiniz - anlattıklarınız yabancı bir kulağa ne kadar saçma gelse de- bu da oyle bir sey galiba..karşınızdakinin sizi yuzde yuz anladıgını bilirsiniz. kendinizi tanıyorsanız tabii ki:)

son 22 dakika..aslında bir mantıgı da yoktur belki..sadece kucuklugumden beri yaptıgım bir sey..aynanın karsısına gecip devamlı bir seyler anlatırdım. ama su var ki aynada gordugum kisi hep gormek istedigim kişi olurdu..

simdi mi??:)) eskisi kadar olmasa da bazen arada kendimin sohbetine takılıyorum ayakustu..:) biraz hossohbetim galiba --yani aynadaki kisi..bazen alıkoyuyor iste bu kadar is gucumun arasında..ama iyi oluyor, kafam dagılıyor bazen..bir de ne var biliyor musunuz, eskisi kadar sık konusmayışımın nedeni o aynadaki kızı artık aynaya bakmasam da goruyorum..her zaman degil tabii ki..buna bazıları belki buyumek de diyor olabilirler..ama bence degil..bence ben 60 yasima da gelsem aynaya sadece dislerimi fircalarken ya da yuzumu yıkarken bakmayacagim:) o aynadaki kıza danısacak, onunla dertlesecek, ya da sadece beni dinlemesini isteyecegim hep anlarım olacak.

son 12 dakika..bunu niye simdi yazdim bilmiyorum, aslinda giris cumleme kadar bunun benim icin bir sır oldugunun da pek farkında degildim..sahi benim aynadaki aksimle sohbetime tanıklık eden var mı? abla? anne? :)) aa, bu arada umarım icinizden "kendi kendine konusana ne derler, biliyorsun di mi?" deyisini soylemiyorsunuzdur..umarım..cunku neydi?? ben kendi kendime degil, kendi kendimle konusuyorum..:) psikologlar da bunun faydasına inaniyordur muhtemelen:)

son 9 dakika..elveda 23 haziran 2007..bir daha bulusamamak uzere farewell to thee!! :) bir postu 44 dakikada yazmamı kime borçlu olduğumu da yazmadan geçmeyim..lutfen tanisin 2000 model super suratli (!) Toshiba laptopum:))

Son bir dakikamda gecmisten haberlerimi sona erdiriyorum. belki simdi siz bana gelecekten haber veirisiniz..:) en iyisi sabah evi arayım..naparsınız insanoglu işte..hep gelecegi merak eder durur:))

uppps, 24 haziran olmuş bile..

20 Haziran 2007 Çarşamba


Yeni bir fotograf albumu ekledim:) bakmadan gecmeyiniz..

bu arada malum gelisim yakın simdiden iskenderleri soyleyebilirsiniz..Ayrıca bir kere daha soyleyim ordayken ne mutfaga yemek yapmaya girerim ne de sebze yerim :)) zira ikisini de burada gereginden fazla yapıyorum:P

saka bir yana, gecen gun dusunuyordum da burada 6. ayım bitmek uzere..yarım yıldır burdayım, ama zaman nasıl bu kadar cabuk gecti hic anlamadım, siz anladınız mı?? hic uzakta kalmısım gibi de hissetmiyorum isin garibi, sanki 1 Agustosta normal gunluk islerim icin disari cıkıyor gibi Turkiyeye gidecekmisim gibi geliyor. tek farkla tabii elimdeki canta biraz (!) daha buyukce olacak:)

20 Mayıs 2007 Pazar

yine yeni yeniden....

coook sevdigim, ozledigim ve sanal ihmale maruz biraktigim tum okurlarim:)) yayinimiza verdigimiz kisa (!) ara nedeniyle hepinizden ozurlerimi kabul etmenizi isteyecegim..bloguma bi seyler yazmayali bir ay oldu zannedersem..Bu arada yine bir takim degisiklikler oldu, hayatin hizindan gunlerin nasil gectigini anlayamamisim anlayacaginiz...ama simdi afilli bir ozur ve hizli bir girisle yine hayatinizdayim:) -tabii sanal hayatinizda..digerinden hic cikmadigimi biliyorum:)

iste basliyoruz:

portakali soydum, basucuma koydum, ben bir yalan uydurdum, duma duma dum..:) yalan uydurmasam da, benim atlanta isi yalan oldu:( :) okuldan kabulumu adim, ancak baska puruzler cikti ne yazik ki..kismet tabii..burada aldigim dersleri saymama ve en onemlisi master programlarina yeni dersler eklemis olmalari gibi..oyle ki georgia state'deki masterim 2009'dan once bitmiyor..ben Turkiye'ye dondugumde hayirlisiyla 25 yasimda olmak istiyorum, 26 degil:)) hayirlisi, okulumda devam ediyorum yani..ama en azindan icim rahat, dogru bir karar olmustur diye dusunuyorum.

buradaki ilk donemim mayisin 12sinde bitti..aldigim 5 dersin hepsi Allaha sukur A geldi:) dualariniz icin tesekkurler..yaz donemi 5 haziranda basliyor, ins 4 ders almayi planliyorum. almam gereken derslerden iki tanesi icin (ekonomi ve muhasebe) muafiyet sinavina girecegim ins mayis sonunda..bu sekilde o iki ders sayet gecersem mufredatimdan dusmus olacak..

...

:) bir ayı bir posta sığdırmak zor:) bunu sadece kısa bir "hala buradayım" yazısı olarak addedin..bu arada biletim tarihini 1 Agustos'a degistirdim. Hayırlısıyla ins bu tarihte yanınızda olacagım. Bu arada gelip gelmeme dalgalanması icin de hepinizden ozur diliyorum. Gelmeyi ne kadar cok isterdim tahmin edemezsiniz.. Ama su durumda bu tatili burada gecirmem daha "mantıklı" geldi..Bu aralar yine mantıgımın sesi agır basıyor anlayacagınız.. (Bu kız neden bahsediyor diye dusunuyorsanız:) sabah mahmurluguma verin..saat 11'i gecti, ama gecen hafta 12-1lerde kalkamaya alısınca, bugun 9 bucukta kalkmak bunyemi sarstı herhalde:)

bu arada "ablacık" gonderdigin kartlar icin cooook tesekkur ederim:DD acayip mutlu oldum:D

reyhancımcım, umarım bu kız yazmaktan vazgecti diye sen de sitemi sık kullanılanlar listenden cıkarmamışsındır??:P

havva ablacım, gecen gunku tel gorusmesi ıcın tesekkurler, her zamanki gibi icimi rahatlattın:) bu arada sana bir mail attım..kestane kebap, acele cevap..

bu son soz de herkese:) gordugum ama cok da hatırlamadıgım bir ruya uzerine bunu yazıyorum..eger istemeden kalbinizi kırdıysam affedin..Bu blogumu okuyanlar benim cok deger verdiklerim..ve bana deger verdiklerini bildiklerim..bu degere layık olmak icin burdayım..barıstık??:)))))

bir sonraki yayınımızda gorusmek uzere..(merak etmeyin, bu seferki sezon arası olmayacak:) )

cok selamlar, vildan...

19 Nisan 2007 Perşembe

atlantaya yolculuk...

Görünen o ki, üç vakte kadar bana yol göründü:) bu dönem sonunda ufukta bir yol görünüyordu, belli belirsiz, dün ise bu yolu gösteren tabelayı ennihayetinde okuyabildim -lens numaramı artırsam iyi olacak:) çok yakın zamanda inşAllah Atlanta yolcusuyum:)

biliyorsunuz Atlanta'ya Georgia State University'ye basvuruda bulunmustum: nedenleri; GSU Amerika'da bilinen, MBA programi ise 7. sırada olan bir üniversite..Universitede buranın aksine asistanlık ya da diğer on-campus işleri bulma ihtimali daha fazla..tabii bu biraz da nasip işi..Atlanta çok büyük bir şehir, bunu daha önce de yazmıştım, ben büyük şehirlerin insanıymışım:P büyük şehir olmasının yanında iş dünyası ve fırsatları da oldukça hareketli olan bir şehir..kısaca bu değişikliğin benim yürüdüğüm yolda bana daha faydalı olacağına inanıyorum, buna dua ediyorum..

sonuç, mutluyum:)) Dün "Welcome to Georgia State University" mailini aldım, ama şimdi yapacak bir sürü iş var, mayısın 10unda yurttan bizi şutluyorlar:), o zamana kadar bir yandan finallerimi verirken inş, bir yandan da gerekli hazırlık ve ayarlamaları yapmam gerekiyor. Ama "kara göründü" ya...:)

Yeni bir başlangıç, yeni bir ortam, yeni arkadaşlıklar..her şeye yeniden başlıyorum anlayacağınız -tıpkı buraya ilk gelişimde olduğu gibi, ama şimdi gideceğim yere inş, çok güzel arkadaşlıklarımı da beraberimde götürüyorum..Bir de insan zaten yabancı olduğu bir yerde, farklılıklar karşısında daha bir cesur oluyormuş..Kısaca insan gurbette bu dünyada aslında bir göçebe olduğunun daha fazla ayrımına varıyormuş:) aynı obalarda buluşmak dileğiyle..:)

17 Nisan 2007 Salı

iyi ki dogdun omusum:)))

Bugun kucuk kardesim OmerFaruk'un dogumgunu..14 yasina giriyor kucuk omusum:)

Allah sana nice nice mutlu, basarili, huzurlu, saglikli gunler, aylar, yillar nasip etsin omercigim, tabii ki tum sevdiklerinle beraber:)

ablam seni bugun yeterince yanaklarindan opmustur (bu firsati kesin kacirmamistir o:P), ben de buradan seni koccaman opuyorum..

hediye hakkini alacaklarin defterine simdiden yaz:) dondugumde insAllah alacaklar hesabini kapatir, mutluluk hesabindaki arti bakiyenin keyfini cikarirsin:D
-bu konuyu dondugumde bir ara anlatirim sana:)

seni coook seven ablacigin..

13 Nisan 2007 Cuma

Film seyretmeye devam..

Bir onceki filmi seyrettiginizi varsayiyorum:) ve bir diger tavsiyeme geciyorum. Bu seferki oldukca unlu bir film, gerek kasti, gerek yonetmeni ve gerekse de gercek bir hikaye uzerine monte edilmis olmasi nedeniyle..

Freedom is not given. It is our right at birth. But there are some moments when it must be taken.

(Ozgurluk verilmez, o, bizim dogustan hakkimizdir. Fakat bazi anlar vardir ki, alinmasi gerekir.)


Fimimiz 1997 yapimi, Steven Spielberg imzali "Amistad" filmi.. Film, 1839 yilinda "La Amistad" adli esir gemisindeki esirlerin kanli isyani ile baslayip, yakalanmalarinin ardindan baslayan, Amerikan yargi sistemi icerisindeki hakli ozgurlukleri icin mucadelerini konu aliyor. Filmde Anthony Hopkins, 1825-1829 yillari arasinda baskanlik yapmis ve Bagimsizlik Bildirgesi'nde de imzasi bulunan 6. Amerikan Baskani John Quincey Adams'i canlandiriyor, ve her zamanki gibi rolunun hakkini fazlasiyla veriyor Hopkins. Hopkins disinda Morgan Freeman, Matthew McConaughey, ve fimde ozgurlukleri icin savasan Afrikalilardan biri olan Cinque rolunde Djimon Hounsou da yer almakta.

Filmde, Gercegin, bir "esir" gibi mahkemeden mahkemeye surulmesini, ve sonunda her verilmeyen ama bazen alinmasi gereken ozgurlukler gibi, bu gercegin de filmin sonunda ozgurlugunu geri almasina taniklik ediyorsunuz.

Fimin sonunda izleyicinin aklinda bircok carpici sahneyi yadigar birakiyor filmin yonetmeni Spielberg. Ayrica bircok modern paradoksu da bir kez daha gozler onune serip, sorgulatiyor izleyicisine:

"medeni beyaz adam" ve "vahsi siyah adam"
"medeniyet" ve "zorbalik"
"esaret" ve "cesaret"
"esaret" ve "ozgurluk"
"esaret" ve "vahsi siyah adam"
"cesaret" ve "vahsi siyah adam"
"zorbalik" ve "VAHSI beyaz adam"
"cesaret" "ozgurluk" ve "MEDENI siyah adam"

Filmde bu ikilemleri kesin hatlariyla gormuyorsun, tipki gercek hatta oldugu ve olmasi gerektigi gibi. Genelleme yapma gafletine dusmuyor Spielberg. Kisilere degil; olgulara, ozgurlukle pecelenmis "esir" zihniyetlere hukum giydiriyor filmin sonunda.

Cinque'nin kendi diline yabanci olmasina ragmen; kendisi, kabilesi ve tum insanlik icin en onemli kelimelerden biri olan "ozgurluk" (freedom) kelimesini anlamasi ve bunu haykirmasi gibi..

Give us, us free..
Give us, us free..
Give us, us free..
(Bize, bize ozgur verin..)

Onlara ozgurluklerini vermiyorlar, onlar ozgurluklerini geri aliyorlar...

Kucuk/alakasiz/ yersiz/ simarik:) bir dipnot:
Filmde Ispanya Kralicesi II. Isabella'yi Anna Paquin canlandiriyor. Hani su benzedigim unluler postunda ilk sirada olan kisi. Filmi izlerken daha bir dikkatle baktim, benzemiyoruz canim!!:)Filmi izledikten sonra siz soyleyin, o mu daha gusel, ben mi??
*Secimler hep vardi.Her sey kaderde yazili olsa da -maktub-, oraya sen secimini yaptiktan sonra yazildi. Ve simdi sira sende, sadece soyle bana: YaZi mi yoksa TuRa mi?