Hayatin Icinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatin Icinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2010 Çarşamba

"Bir demet nergis" aldım kendime..

Bugün iş çıkışı yolumu uzattım, Üsküdar'a indim, tavsiyeye uydum, iskelenin önündeki çiçekçilerin birinden bir demet nergis aldım. Hatta o ana kadar hiç görmediğim bir çiçek dikkatimi çekti. Bir demet de ondan alayım dedim, ama demetine yanımdaki nakit yetişmeyince, 'kalsın,' dedim, 'zaten sadece nergis almak için gelmiştim.' 'Demeti bozucam, aman olsun seni mi kırıcam,' dedi çiçekçi kız, demetin içinden üç dal da bu "narin" çiçeğinden çekti çıkardı, nergislerimin arasına kattı. Dönüşte dolmuşa 125 kuruş değil ama 130 kuruş verdim. Liseli bir grup binmedi dolmuşa, yine de binselerdi ve içlerinden biri isteseydi, bir dal uzatırdım kucağımdaki demetten..



Ha, bi de "narin"lerle birlikte bir kıyak daha yapmış çiçekçi kız, bu küçük yaramazı da kondurmuş yapraklardan birinin üstüne.

25 Ekim 2010 Pazartesi

"Sosyal Medya"

TRT-Haber'de "Sosyal Medya" isimli bir program yayinlaniyor. Programi Aksam Gazetesi yazari Nagehan Alci hazirlayip, sunuyor. Her hafta programa davet ettigi farkli konuklariyla Alci, facebook, twitter, eksisozluk, friendsfeed, bloglar gibi sosyal medya araclariyla Sosyal Medyayi yine bu araclarin interaktif kullanimi ile ele aliyor.

Bu hafta Nazli Ilicak ve akampus davetliydi. Sosyal medya o kadar sosyal hayatimizi domine eder hale geldi ki (aslinda sadece sosyal hayatimizi mi?) bunun farkindaligini saglayacak bu programi da merak edip izledim. (daha dogrusu bir yandan yazarken, kulagim bu programdaydi, 'izlemek' yanlis kelime oldu.)
Acikcasi icerik olarak cok doyurucu ve ilgi cekici buldugumu pek soyleyemem, hem konuklar hem de sunucunun genel olarak twitter uzerinden gelen sorulari yanitladiklari, tabiri caizse biraz fazla sohbet havasinda gecen bir program, sosyolojik ve akademik olarak pek bir agirligi yok. Bununla birlikte konsept olarak dogru bir yerde duruyor program, s
adece icerik olarak biraz daha farklilasmaya gidilmesinde fayda olacagini dusunuyorum. En azindan her hafta izleyici kitlesini ekrana baglamak istiyorlarsa. (burada TV izleyicilerinden bahsediyorum, twittercilari kastetmiyorum, onlar nasil olsa twitleri ile yalniz birakmayacaklardir:))

Gelelim sosyal medyaya..


Ben, gunumuzde cokca yapilageldigi uzere, sosyal medya araclarinin bagimlilik ve olasi zararlarini tartismaktan ziyade, bizi gercek sosyal hayattan uzaklastiracak sekilde 'asosyal' hale getirmesine izin vermedigimiz muddetce, onu kendi avantajimiza ve gelisimimize uygun nasil kullanabiliriz uzerine dusunmemiz geregine inaniyorum. Hayat o kadar hizli degisiyor ki, gelismelere direnip kapilarimizi kapatmak yerine, filtreleme yolu ile kendimizi en iyi ifade edebilecegimiz mecra ve araclari verimli sekilde kullanmayi secmek daha mantikli olacaktir.

Ennihayetinde sevgili blogum da bu gelisim ve degisimin bir parcasi:) Her ne kadar su an icin onu tanitma gibi bir derdim olmasa, ve hatta narsistce gelebilir ama aslinda sadece kendim icin yaziyor olsam da, yine de bir sekilde, irili ufakli da olsa, tarihe not dusuyor olmak guzel:)

Bol post'lu, twit'li, status'lu gunler dilerim ;)

24 Ekim 2010 Pazar

Kırmızı bir Haftasonu..

Ablam yeni evine taşınalı 2 hafta oluyor, ben daha ancak evine misafir oldum. Dün iş çıkışı metrobüsle Yenibosna'ya gittim. Oradan Kültür Üniversitesi'nin önünden ablamla eniştem arabayla aldılar beni. Eve geçmeden önce biraz Airport AVM'de takıldık. Anadolu yakasında oturan biri olarak her daim favorim Capitol, bazen de Nautilus olmuştur. Avrupa yakasında AVM'ye gidecek olduğumda da yakınlığı hasebiyle Cevahir'i tercih ediyorum. Maslak'ta çalıştığım dönemde Metrocity'yi de severdim, buraya uzun bir süredir gitmiyorum o ayrı.

Artık bir ayağımız da Avrupa yakasında olacağı için, bu yakadaki alışveriş merkezlerini de yakın zamanda tanıyacakmışız gibi duruyor. Özellikle uzak ilçelerdeki AVMlerin en güzel yanı ise şüphesiz buralardaki mağazaların genelde outlet mağaza olmaları:) Airport AVM de bu anlamda fena değil, ama yemek katlarını daha geliştirmeleri gerekiyor, ekseriyetle fast food yiyebileceğiniz yerler var zira.

Ablamla yemek yemeden önce biraz mağazaları dolaştık. Bu sonbahar için ne zamandır kırmızı bir trenchcoat almak istiyordum, ilk girdiğimiz LCW'de tam bu isteğimi ablama da söylemiştim ki arkamı dönmemle ablamın elinde kırmızı bir trenchcoatu bana gösterdiğini gördüm:) Ne yazık ki uygun beden bulamadığım için alamadım ama bugün yarın başka bir LCW'ye vakit kaybetmeden ve istediğim beden oralarda da tükenmeden gitmem lazım, Kasım ayı kırmızısız geçmesin:)

Siz de benim gibi misiniz bilmiyorum ama benim alışverişte en sevdiğim şey ihtiyacım olan şeyi, bulmak niyetiyle gitmeden, beklemediğim bir anda karşımda görüp almaktır:) (bulma niyetiyle gidip bulunca da itirazım olmaz tabii, yeter ki çok dolanmak zorunda kalmayım;P) Dün de alışverişin bu güzel yüzü ile karşılaştım, ve uzun bir zamandır almayı aklıma koyduğum siyah pabuçlarımı ennihayetinde aldım:) Derimod'un sayfasında bulabilseydim, modeli buraya da koyacaktım, ama ne yazık ki göremedim. Bu arada Derimod'un deri ceket değişim kampanyası da halen sürüyor. Artık giymediğiniz bir deri ceketiniz varsa 200 TL'ye değiştirip, beğendiğiniz yeni bir model deri cekete sahip olabilirsiniz. Kendi taba rengi deri ceketim için beğendiğim bir model bulabilirsem ben düşünüyorum, bakalım.


Dün alışverişten eve dönünce, film gecesi yaptık. Vampir-kurt adamlı filmleri seviyorsanız, 2003 yapımı, Len Wiseman imzalı Underworld'u (Karanlıklar Ülkesi) kesinlikle tavsiye ederim. Filmin başrollerinde Selene rolünde Kate Beckinsale'i, Michael Corvin rolünde de Scott Speedman'i izleyebilirsiniz. Benim favorimse Lucian rolündeki Michael Sheen. Twilight'i dahi izlememiş biri olarak ben bu filmi çok beğendim. İzlediğimiz 3lü serinin ilk filmiydi. En yakın zamanda serinin devamini da izlemeyi planlıyorum.

Bu sabah dünün yorgunluğundan olsa gerek saat 11.30'da hazır kahvaltıya uyandım:) Ablamın kırmızı detaylarla süslü kırmızı mutfağındaki kahvaltıdan sonra,


müzik eşliğinde o almanca, ben arapça çalıştık biraz:) -Bugün Halkalı'dan Fatih'e erken saatte gitmeye üşendiğim için arapça kursumu asmıştım da:P-


Sonrasında ise mis gibi Türk kahvelerimiz geldi. Bu arada Türk kahvesini gün geçtikçe daha bir zevkle içiyorum. Kendime de şaşırıyorum:) ama galiba tadını artık daha çok seviyorum.



Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim, ablamın yeni evini pek bi beğendim, hele de salonunun bir köşesinde kıvrılmış uyuyan kediciklerini gördükten sonra:))


:)

10 Ekim 2010 Pazar

Black&White..

Sardı mı tam sarıyor işte insan:) Duvar stickerlarından sonra hayali ev konseptimde nostaljik karakterli odalar için aşağıdaki tablolar pek bi hoş durur sanki...


*Bu tablolar ve daha pek çokları için http://www.e-tablo.com/

Duvarlar boş kalmasın:)

Ev dekorasyon dergilerine ve yapı marketlerinin dekorasyon kataloglarına bakmayı çok seviyorum. Ev dekorasyonuna dair uzun zamandır aklımda olan bir uygulama ise duvar stickerları. Hem evinize modern ve farklı bir hava katmak, hem de her odanıza ayrı bir karakter kazandırmak istiyorsanız, duvarlarınıza, ve hatta duşakabin, buzdolabı gibi yüzeylere, bu birbirinden kreatif ve şık stickerları uygulamayı düşünebilirsiniz. Görünen o ki, ben kesinlikle düşüneceğim:)

8 Ekim 2010 Cuma

micro aşk hikayesi:)

Dün sabah İstinyePark'a giderken, yolda bir anda karşımda belirince 'işte bu' dedim, ilk görüşte aşk gibi bir şeydi zannedersem:) Benim olsun istedim o an, benim olmalı dedim. Ne yapıp edip elde etmeliyim dedim. İlk defa böyle bir şey başıma geldiğinden içimde hem garip bir heyecan, biraz şaşkınlık, bir de en afillisinden bir mutluluk beliriverdi. O gözlerimin önünden geçip giderken, ben utanmadan arkasından baktım. Zaman durmuşken, trafik durmadığından hayat da ennihayetinde devam etti. Ama şimdi ne istediğimi biliyorum:) Neyse ki sonra resmine denk geldim *sigh* :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

Horoz Sekerleri Hic Bitmeyen Cocuklara Ithafen..

Pazar gunu cok sevdigim bir arkadasimin kardesinin nikahi icin teyzemle Bahcelievler Nikah Dairesine gittik. Nikah cikisinda enistem gelip bizi alana kadar, teyzemle biraz oyalandik. Nikah salonunun tam karsisinda yer alan Meshur Karadeniz Pidecisi'nde karadeniz pidesi, Bolulu Hasan Usta'da profiterol ve son durak olarak da Koska'da tatli dunyasina dalis seklinde seyreden bu oyalanma cok da iyi geldi hem teyzeme hem bana:)

Koska magazalarinda oldum olasi dolanmayi, alisveris yapmayi sevmisimdir. Insan adeta nostaljik bir yolculuga cikiyor, cocukluguna donuyor gibi hissediyor:) Koska'daki favorilerim rengarenk kucuk kova, bot ve el arabalari icinde sergilenen meyve sakizlari, kese ya da hazine kutusu icinde cil cil cikolata paralar, rengarenk akide sekerleri, kagit helvalar, tabii ki horoz sekerleri ve bu son gidisimde dikkatimi ceken ve cocuklar icin super bir hediye olan envai cesit seker aksesuarli oyuncak bebek ve arabalar..Insanin kendini kaybedip hepsini alasi geliyor:) Ben kendimi dizginleyip yukaridakilerle yetindim.

Tabii simdi 'horoz sekeri' demisken Cahit Sitki'nin o guzelim 'Cocukluk' siirini anmadan gecmek olmaz:) Affan Dede'ye selam olsun..

Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Horoz sekerlerinizin hic bitmemesi temennisiyle..
:)

Not: Pazar gunu nikah nedeniyle, gitmeyi planladigim IDW Tasarim sergisine gitme firsatim olmadi ne yazik ki. Umarim sizler gidebilmissinizdir. Artik bir sonraki sergide bulusmak uzere ins..

1 Ekim 2010 Cuma

"Ne mutlu kalbine sen dusene, ve ne mutlu senin kalbine dusene"

Bazen etrafimiz soru isaretleri ile cevrili, gonullerimiz acabalarin agirligi altinda daralmisken, cevaplar hic ummadigimiz bir anda ve hic de ummadigimiz bir yerden geliverip, aklimizdaki bulutlari dagitabiliyor. Ardindan hava gunes acar mi bilinmez ama en azindan her yer bir anda daha aydinlik olabiliyor. Sonrasi Allah Kerim.

**
Bugun Fatih'te bir kursa Arapca dersi icin kaydolmaya gittim. Haftada 2 saat ozel ders ile ilerletmeyi planliyorum Arapcami. Bu arada ilk dersimiz bu Pazartesi oglen basliyor:)

Uskudar-Eminonu-Fatih rotasini izleyecegimden bir guzel yol arkadasi olan kitabimi da yanima aldim. Okurken Zuleyha'yi anladim, Zuleyha'yi dinledim; Zuleyha'yi okudum, kendimi anladim.

Zuleyha sabrinin Rab'den oldugunu bilmeden sabretti.

Ah bir bilseydi...O zaman da "susarak olmeyi degil, seyleyerek olmeyi sectim" diyecek miydi, sabrin imtihanin ta kendisini oldugunu, aslolana ulastiracak olan oldugunu bilmeyecek miydi?
Ah bir bilseydi...O zaman Hz. Yakub'un dedigi 'Bu halde bana dusen guzel bir sabirdir' demez miydi?

Dillendirildiginde ayni olmamasi yurekte hissedilenin, ve dahasi dillendirilmek istendiginde yetmemesi kelimelerin, hepsi sabra sabir gosterememizden belki de. Degil mi ki "Zuleyha, Yusuf'a bir mektup yazmaya baslayinca. Yusuf diye basladi, Yusuf diye bitirdi. Gordu ki hitaptan oteye gecemedi. Anladi ki askin namesinde ser-nameden ote kelam yok. Ve Zuleyha'nin lugatinde Yusuf'tan baska sozcuk yok."

**
Donuste bir simit alip, Eminonu Kadikoy iskelesinden motora bindim. Motorun hareket saatine 15 dk vardi, etrafima baktim. Tam karsimda Galata Kulesi..Kulenin alt pencerelerinden birinden beyaz bir isik geliyordu. -Zannedersem orada durbunle sehre bakiliyor, muhtemelen isik durbunun merceginden yansiyordu- Ama o durbun hep orada vardiysa da ben beyaz isigi ilk defa bugun gordum. Hangi vesileyle, ne icin ya da kim icin parladi bilmiyorum, zaten bu cok da onemli degil, sadece o anda okudugum kitap, hafif esen ruzgar, yemekte oldugum simit, ve Eminonu'nun o kendine has ugultusu, hepsi benim icindi sanki. Motor hareket saati 15:35'e kadar isik parladi, motor hareket etmeye baslamisti ki sondu, Galata Kulesi de geride kaldi.

(Alintilar: Yusuf ile Zuleyha, Nazan Bekiroglu)

30 Eylül 2010 Perşembe

Galata Kulesi'ne Gitmek ya da Git(e)memek..Iste butun mesele bu:)

Bugun 3 aydir Turkiye'de olan, yeni tanistigim Polonyali bir arkadasa -yabancilara sorulan tipik sorudur ya;P- Istanbul'da en cok nereyi sevdigini sordum. 'Galata Kulesi' dedi. Gonul isterdi ki bu cevap uzerine ben de 'A, evet cok guzeldir orasi,' diyebileyim:)
ama heyhat,

gel gor ki hep gitmeyi istedigim yerler listesinde ilk 3te yer alan guzel sehrimin bu guzide mekanina su yasima geldim henuz gitmis, bizzatihi yakindan gormus degilim. Bunca yil neden ya da nasil oldu (ya da olamadi) bilmiyorum ama su insanoglunun bir seyleri cepte sayma, ve 'nasil olsa bir gun..' diye baslayan cumleler kurma huyu yok mu? Hep bu yuzden..

Bu arada ufak bir saskinliktan sonra, Polonyali arkadas sagolsun bana turist rehberligi yapmayi teklif etti:)

Yok yok, bu boyle olmayacak, Istanbul'da gezilmedik, gorulmedik, fotograflanmadik kule birakmayacagim, iste suraya, yani bloguma;P, yaziyorum. Sadece bir istisna birakabilirim: Kiz Kulesi. Onun buyusu bir sure daha devam etsin bakalim. Malum olmedik candan umit kesilmez:)

29 Eylül 2010 Çarşamba

hayat bu işte: bir varmışın, bir yokmuşun; bir buradasın bir de bakmışın oradasın..

Bugün bloğumun yeni tasarımını ablama da gösterdim. O da çok beğendi. Bir de özlemişim bloğumla ilgilenmeyi, dahası cümleler kurmayı. Bilgisayarda sayfa sürekli açık duruyor zaten, aklıma estikçe iki dakika da olsun oturup klavyeye uzanıyorum işte.

Bu aralar etrafta tuhaf bir hareketlilik var: birileri bir yerlerden başka bir yerlere gidiyor, kimi hazırlıklı kimi hazırlıksız, bazen de giden hazırlıklı da kalanlar şaşkın.

Geçtiğimiz cumartesi günü (25.09.2010) ortaokuldan çok yakın bir arkadaşımın muhterem annelerini yolcu ettik şu zahiri dünyadan ebedi aleme. Giden hazır ve mutlu, kalanlar giden adına mutlu ve huzurlu - da bir şu özlem yok mu? Hem alışmak zorunda olduğunu bilmek hem alışmak istememek..Bir hatıralarla mahzun tebessüm etmek; bir her zaman oturmuş olunan koltuğa, giyilen terliğe, evin dört bir yanına bakıp iç geçirmek, buğulu gözler ardında engel olamamak yine gözyaşlarına..Teselli edecek söz yok, sade ve sade tevekkül ve teslimiyet --bir de Hz. Yakub'un dediği üzere 'şimdi bize düşen bir güzel sabırdır' düsturu..

Bu gidişler hep olacak da Rabbim tüm sevdiklerimize, bilhassa anamıza, babamıza, kardeşlerimize hayırlı, uzun ömürler ihsan eylesin inş.

Gidişler dedik ya bu dünya içinde de gidişler oluyor, Rabbim uzun ayrılıklar vermesin. Ablacık bugün Halkalı'ya taşınıyor. Hemen yanıbaşımdan, odamın diğer ucundan evime 15 dk uzağa taşındığında da garip bir boşluk oluşuvermişti içimde. Şimdi de çok sevdiğim şehrimin henüz görmediğim birçok semtinden birine yolcu ediyoruz. Allah yeni evinde de huzur, mutluluk ve sağlıklar nasip etsin.

Özleyince ve aklına estikçe hiç olmadı bir akbil uzaklığında bir yolculuk olduğu için bu, sana da binler şükürler olsun Rabbim..

3 Ekim 2009 Cumartesi

odamın diğer yarısı..

bu gece son kez odam %100 olacak. yarından itibarense yarım kalacak.

eve dönünce odamın ışığı yanık olmayacak.

odama ilk adımımı atar atmaz çalışma masasının üzerinde msn'i açık bir laptop, yanında hafiften demli bir çay ve bana çevrilmiş bir çift göz görmeyeceğim.

her gece yarın işe ne giysem diye sorduğumda sorum havada asılı kalacak. dolabımla bakışacağız sadece. zaten o da artık %50.

odamdaki küçük dostlarımız da %50. çakır bakan kutup köpekçiği, yanında mini faresi olan minicik kedi yok artık. sadece odanın diğer yarısındaki kocaman ayı kaldı, ona her zaman benimkinin iri kötü bir taklidi olduğu için biraz sinir olsam da onu da özleyeceğim gidince. küçük şefşefim artık kime sarılıp uyayacak o da bilmiyor, o da biraz şaşkın neden dostları teker teker azalıyor diye. ona henüz söylemedim. belki yarın söylerim, bilmiyorum.

odamdaki çekmecenin 2. sırası da boşaldı. aman olsun, artık rahat rahat yayılırım oraya da..bi şekilde tamamlarım belki onu, belki kandırır gönlünü alırım bi şekilde. inanır mı bana, kanar bu oyunuma..

bu gece son kez odam %100 olacak. yarından itibarense yarım kalacak.

odamın öbür yarısındaki yatak bilmem bir daha ne zaman bozulacak. misafir gelirse kullanır belki onu. ama aynı yatak olmaz o zaman da..ben gittiğimde de aynı olmamıştır herhalde benim yatağım.

odamın öbür yarısındaki yatağın ucunda bir çift terlik de olmayacak artık. üzerine çıkarılmış çoraplar da:) oysa aklıma estikçe her birini farklı yerlere saklamak çok eğlenceli oluyordu.

bu gece son kez odam %100 olacak. yarından itibarense yarım kalacak. odam yarım kalacak olsa da yeni odalar katılacak aslında hayatımıza..hem başka bir evde bir odam daha oldu, fena mı? içinde yatağım bile olacak. herkes talip o odaya ama kardeş kontenjanından ben ilk sırada olmayı hakediyorum bence:)

bu gece son kez odam %100 olacak ve yarın ablamın en mutlu günü. bir ömür boyu da mutlu olur inş.

her ne kadar çok uzağa gitmesen de odamız ve ben seni özleyeceğiz. bi de şefşef ve diğerleri de tabii..

kardeşin..

28 Haziran 2009 Pazar

Dolu yağıyor dolu da başıma tane tane:)

Geçtiğimiz günlerden bu yana canım ülkemin farklı farklı illerini etkisi altına alan dolu, şehr-i İstanbul'u da es gemedi, biraz önce başlayan dolu 15 dakika boyunca devam etti. Neyse ki buraya düşenler ceviz büyüklüğünde değildi:)

Özellikle yazın gelen yağıştan sonraki toprak kokusunu çok seviyorum...bahar temizliği gibi, havanın kirini, pasını, tozunu alıyorlar sanki--sonrasında bir duruluk, berraklık...tam insanın içine çekilesi....
********

parmaklardan dökülen sözler...

Ta küçüklüğümden beri, işaret diline, onu öğrenmeye, ve "konuşabilmeye" karşı ayrı bir ilgim oldu. Bu hayalimi hayata geçirebilmek internette yaptığım amatör araştırmalar dışında pek nasip olmadı, ama hala vazgeçmiş de değilim. Bu eğitimi profesyonel olarak alabileceğim kursları araştırmıştım zamanında, ama benim bulabildiğim ya da bulamadığım kadarıyla, fazla miktarda kurs da pek mevcut değildi.

Ama dedim ya insan hayallerini zaman zaman nadasa bırakıyorsa da tamamen vazgeçemiyor, bir gün geliyor, olmadık bir anda bir yerden bir alev çakıyor beyninizde ve aklınıza düşüveriyor yine kadim hayaliniz, sonra yine aynı heves, aşk ve şevk başlıyor..işaret dilini öğrenmekle ben de bu döngü içerisindeyim anlayacağınız..Geçen gün resimlerle kendimi/hayallerimi/yaptıklarımı anlattığım "yazım"da hayallerimi düşünürken, birden o alev yine çaktı beynimde..dün de yeni bir site keşfettim: http://www.turkisaretdili.com/ İsmine bakıldığında googleda ilk bakılması gereken site gibi gelebilir, ama daha önceki araştırmalarımda --ki en az birkaç sene öncesine dayanıyor bu--bu siteyle karşılaşmamıştım sanki, nasıl olur diye sormayın:) olmuş işte..

Velhasılı, geç olsun güç olmasın hesabı, şimdi bu siteden kelime çalışıyorum yine kendi çapımda, ama en yakın zamanda bu işi profesyonlece öğrenebileceğim bir kursa da başlamak istiyorum. İsmek'in verdiğini biliyorum..Kursun sadece engeli öğrencilere açık olduğunu duymştum ama detayı ile ilgili email attım, bakalım sonucu ne olacak..

Bu arada da dün yukarıda belirttiğim sitede A,B,C harflerinden seçilen kelimleri bitirdim, bugün kendimi sınav bile yaptım:) bir aya kadar tüm alfabeyi bitirebilmeyi ümit ediyorum..Bakalım, başlamak bitirmenin yarısı derler ne de olsa:)

Hepimize en yakın zamanda hayallerimizi yaptıklarımız arasına katabilmemiz temennisiyle...

25 Haziran 2009 Perşembe

Hoşgeldin Ya Şehr-i Recep...

Ramazan'ın habercisi, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in "Allah'ın ayı"* olarak nitelendirdiği mübarek Recep ayı ile üç aylarla şükürler olsun bu sene de müşerref olmuş olduk..Bugün Regaib Kandili, yani Receb'in ilk Cuma gecesi...

*Recep Allah'ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb'in ilk gecesi, Şâban yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi."

Rabbim, cümlemizi bu geceyi ve mübarek üç ayların hakkını verebilenlerden eylesin inş...

Regaib kandilinizi kutlar, güzel başlangıçlara ve hayırlara vesile olmasını temenni ederim..

selamlar...

6 Haziran 2009 Cumartesi

senede bir gün:)

tam bir sene iki gün...:)) tevafuk olmuş hakkaten, eski bir dostu yad eder gibi yazdı parmaklarım sultananın adresini browsera..meğersem klavyemden dökülen son cümlelerin ardından sessiz sedasız varoluşunun birinci seney-i devriyesini tamamlamış 2 gün önce sevgili blogum:)

uzaklardayken geride bıraktıklarıma ithafen başladığım blogum, aslında kendime yazdığım mektuplarım oldu..merhaba ile başlayıp, yakında görüşmek üzere temennisiyle bitirdiğim...burada olduğu gibi hep üç nokta ile sonlandırdığım...kaldığı yerden devam etmeye mecbur bırakan...

bugün kaldığım yerden oldukça farklı bir noktayım..dile kolay, kıtalar ve zamanın değiştiği bir anımda yazıyorum şimdi..

çok geç te olsa hoşgeldim ülkeme...

selamlar, sevgiler...

4 Haziran 2008 Çarşamba

Tik tak, tik tak zaman geciyor....

Yeniden kendimi tanitici bir girizgah yapsam yeriymis hakkaten:))) neyse, biz yine atalarimizin degerli sozlerinin kurtariciligina siginalim, ve 'her sey goz acip kapayincaya kadar ne kadar da hizli gecmis yaw' diyelim:)))

***

New York City Gunleri...

13 Mayis'tan bu yana NYC'deyim. Florence'tan pilimi pirtimi toplayip temelli Alabama'dan ayrilali tam 22 gun olmus yani..Once ev bulana kadar yine Brooklyn'de Ilknur Hanimlar sagolsunlar beni misafir ettiler. Simdi de iki haftadir Queens'te bir kiz ogrenci evinde kaliyorum. Bu iki hafta oldukca yogun/kosusturmacali/endiseli/mutlu/heyecanli/bazen de sikintili gecti. Ama hayirlisiyla gecti:) Simdi evime yerlestim, stajimi ayarladim, an itibariyle de odamda yanimda fincanda demli cayim ve ev arkadasimin bir yemek blogundan buldugumuz tarifle yaptigi mayali pogacayla bilgisayarimin basindayim yine:))

Stajimi Roberts-Gordon LLC adindaki bir isi sistemleri firmasinda yapiyorum. Staj haftaya basliyor. Firma aslinda Buffalo'da, Upstate New York'ta. Yani NYC'de degil. Bu yuzden ilk etapta arastirma projesi oldugundan online calisacagim. Sonrasinda da onumuzdeki ay ev ayarladigim takdirde Buffalo'da bir ay yasama ve ayni zamanda da firmanin merkez ofisinde calisma imkanim olacak. Bakalim, hic beklemedigim sekliyle olaylarin gelismesine Amerika'da baya bi alistim/alismak durumunda kaldim:) E,bu da guzel:))

Iki haftadir Tuba da burdaydi. Onun da Mayisin sonunda Hartford'ta master mezuniyetini vardi. Darisi basima artik:) Pazartesi gunu Turkiye'ye yolcu ettik. Simdi adalarda denizin ve hormonsuz dutlarin tadini cikariyormus, haber aldik:)) Benim de temelli donusum yaklastikca nedense burada daha fazla kalasim vardi, hic gitmeden bir sene daha kalirim gibime geliyordu hatta ve hatta, ama simdi Tuba'dan email alinca, yazdiklarini okuyunca megersem ne kadar oozlemisim ulkecigimi de haberim yokmus dedim. Hayirlisiyla bitirip donmek nasip olur ins:)

Bunca zaman birsuru sey yaptim, tonlarca fotograftan olusan bir suru albumde kayitli size son yazdigimdan bu yana gecen 2 aya yain zaman zarfinda. Onlari da paylasmak nasip olur belki donmeden once:P

Buarada havalar baya sicak..Ben Alabamanin sicaginda kuzeyin serinligine kactigimi dusunedurayim, gunesin benim pesimi birakmaya niyeti yok anlasilan..Dun gece yagan yagmur havayi biraz rahatlatti neyse ki...

InsAllah donusume kadar size daha sik yazmaya calisacagim. Olmazsa da Istanbul'dan bir bakarsiniz bir merhaba yazisiyla karsiniza cikivermisim:) Olur mu olur:))

Vildan

24 Şubat 2008 Pazar

New Orleans'ta haftasonu Fotolari :))

Gecen haftasonu yine toplastik:) -zaten hep toplu halde yasiyorduk ya, neyse:P- vee 7 saatlik araba yolculugunu goze alarakNew Orleans, Louisina'ya gittik:) Gerisini fotograflar anlatsin:D

18 Şubat 2008 Pazartesi

Posta Kutusu Surprizleri:))

13 Subat Persembe gunu MBA Club toplantisi sonrasi her zamanki gibi kampus mailimi kontrol etmeye gittim:) Ve surpriz:) Turkiye'den koccaman bir paket gelmis:)

Tabii siz benim surpriz dedigime bakmayin:) Paketi gorunce cok mutlucuk oldum ama cesitli psikolojik baskilarin (herkese ulkelerinden paketler geliyor, mutlu mutlu aciyorlar, benim acip mutlu olacak paketim yok:( gibi:P) ve msn'den verilen siparis listelerinin sonunda gelen bir paketti:) annecigim de zaten paketi almamdan birkac gun once "kus yuvadan uctu" talimatini gondermisti:)

Neyse, haticeye degil, neticeye bakin demis atalarimiz. Ben de burdan yola cikaraktan Hatice'yi degil ama netice(ler)yi bilginize sunuyorum:) yammi, yammi..kuruyemis ve iki cesit corba coktan midemin derinliklerinde kayboldu bile:P:)



***The Happy End***

8 Şubat 2008 Cuma

Otobus, kamyon, jip, :) bip

Persembe gunu kalktim, ehliyet sinavina girdim.
Sonuc asagida:D

Artik Alabama "Learner's" ehliyetim var. Learner's ogrenen anlaminda (bunu anneigim icin cevirdim:p e, biliyoruz onu da artik triplerine girmeyiniz efenim:P)). Yani surus sinavini alana kadar, yanimda esas ehliyeti olan biri oldugu muddetce araba kullanabiliyorum bu ehliyetle. Yani bizim ulkemizdeki sistemden biraz farkli. Yola cikmak icin her iki sinavi da vermis olmaniz gerekmiyor. Surus testini de haftaya almayi planliyorum. Burada bir arkadasin arabasiyla once biraz pratik yapmak istiyorum. Ne de olsa elimi direksiyondan cekeli bayaaaaaa........... bir zaman oldu vesselam:D Tabii bunun aklima gelen bir nedeni burada yollarin bayaaaaaaaa......... bir genis ve trafigin de bizim ulkemizdeki gibi yogun olmamasi diye tahmin ediyorum.

Sinava bulundugum sehre 10 dakika mesafede bulunan Muscle Shoals'daki Kamu Guvenligi binasinda girdim. Sinav bizim sinav gibi 3 kategoriden (trafik-ilk yardim-motor) ve kazik sorulardan olusmuyordu:D -neyse ki- Toplamda 30 kadar soru vardi. Bazi sorularda stop isaretini gosterip, bu ne anlama gelir cinsindendi:P Velhasili kelam gectim. Ama bir an kalacagimi zannettim. Sinavdan degil ama "goz testinden" :O :/ Hayir, lenslerimi takmayi unutmamistim. Isin aci yani da orasi ya:P Soyle ki benim su anki goz numaram ne yazik ki sag 1.50, sol da 1.75'e yukselmisti buraya gelmeden hemen once. Ben de lens numarami ona gore buyutmustum. Ama babam gecen seferde oldugu gibi, gozum yuksek numaraya alisip sonra numaranin dusmesi ihmalini ortadan kaldirmasin diye asil numaramdan daha kucuk numarali ens vermisti: Soyle ki; su an kullandigim lenslerim sag 1.25, sol 1.50 buyuklugunde. Arada cok fark yokmus dityebilirsiniz, benim de zaten uzagi gormem de yazi kucuk olmadigi ve arkalarda da oturmadigim muddetce problemim yok. Ama aksi durumda gorusum baya bir bulaniklasiyor. Orda da sagolsun baayan 4. siradaki ufacik harfleri oku dedi. (Toplamda 5 sira halinde gittikce kuculen rakamlar var.) Ben de odaklandikca gorus netligimi kaybettim. Ilk iki rakamdan sonra tum rakamlar 3'e benzedi:) Hepsinin 3 olamayacagi onermesinde bulunuraktan ben de iyice kastim, kastikca tumden bulaniklasti:( Neyse, sonra durumu izah ettim, bir 4-5 saniye gozlerimi dinlendirdim, tekrar okudum. Oldu neyse ki, ama ben yine de beni once goz tedavisine gondereceginden baya emindim. Elime yukarda gordugunuz ehliyeti alana kadar da zaten her an bir puruz cikacak diye bekledim. Allah'tan cikmadi:D:D:D:D Bi de ustune kaymak kiyaminda gozlerim de kapali cikmamis fotoda:D asayis berkemal yani:D

Ehliyeti bir an once almak istiyorum (z), zira Mart ayinca bir haftalik bahar tatilimiz var. O zaman ins Californiya'ya gotmeyi planliyoruz kizlarla. Turkiye'ye donmeden orayi da hayirlisiyla goreyim, bir yerim sismesin hesabina:D Oraya ucakla gidecek olsak da Californiya'da farkli sehirleri gidip gormek icin arabaya ihtiyac duyabiliriz.

Iste boyle..Bakalim uygun olursa yarin pratik yapmak istiyorum. Zaten buradaki arabaklar ekseriyetle otomotik vites. Sinavi da kendi goturdugun arabanla aliyorsun. Bakalim, goriciiizzzz:)
*Secimler hep vardi.Her sey kaderde yazili olsa da -maktub-, oraya sen secimini yaptiktan sonra yazildi. Ve simdi sira sende, sadece soyle bana: YaZi mi yoksa TuRa mi?