Icimden Gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Icimden Gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2010 Pazar

monochrome

Size de olur mu bilmem, bazı kelimeleri duyarsınız anlamını henüz bilmediğiniz. Neden olduğunu anlamazsınız ama birden özel oluverir o kelime sizin için. Anlamına baktığınızda, "hah işte, beni nasıl da anlatıyor," diyeceğinizden o kadar eminsinizdir ki o anda. Sonra anlamına bakarsınız.

(...)
Hayalkırıklığı değil de, onun gibi ama değil, garipten bir şey hissedersiniz. Yan anlamlarına bakmalı, dersiniz sonra, öyle ya yan anlamlar daha iyi tanımlar bizi -biz, hissiyatımızı, düşüncelerimizi direkt değil, dolaylı yoldan söylemeyi seven Doğu'nun insanlarını. O da harc-ı alem bir anlam çıkınca da, omuz silkersiniz, anlam dediğin nedir ki ennihayetinde, kelimelere yüklenmiş mecburiyetlerden başka. Varsın, silkinsin o kelime kendine layık olmayan o anlamlardan ve giyiniversin sizin terziliğinizden çıkan elbisesini. O da varsın bol gelsin, kimin umurunda.

http://exhib.hinah.com/gallery.php?c=photo&a=dnivet&g=monochrome

monochrome..

Bu kelimeyi bir nedeni yok seviyorum. Aslında kendi anlamı da güzel: tek renkli, ekseriyetle kastolunan ise siyah-beyaz. (Bazı tanımlarda "renksiz" dendiğini de gördüm -ki bu bence hakkaniyete sığmaz.) Öyle de bu kelimenin siyah-beyazdan daha fazlasını ifade ettiğini hissederim hep. yann tiersen'in şarkısından sonra özellikle. Nasıl anlatsam, hani bazen siyah-beyaz fonlu bir resme/şekle uzun süre ve gözünüzü kırpmamaya çalışarak baktığınızda, birden sarılı, pembeli noktalar görmeye başlarsınız ya..Öyle bir şey..siyah-beyaz, hele ki renksiz, hiç değil monochrome.

http://fizy.com/#s/16rj1d

24 Ekim 2010 Pazar

Don Quixote'ye kim Alonso Quixano olduğunu söyledi?

Küçükken Don Quixote'yi, nam-ı Türkçe Don Kişot'u, okumayanımız yoktur. Hani şu aklını Şövalyelikle bozmuş meczup Alonso'nun yel değirmenleriyle savaştığı hikayesi.


Don Quixote, benim de her daim favorilerimden olmuştur, hem edebi eser olarak hem de karakterin ta kendisi olarak. Benim için Don Quixote, naif yürekli, ince düşünceli bir beyefendinin gri hayata karşı rengarenk hayalleriyle karşı koyma mücadelesidir.

Kimseye bir zararı dokunmadıktan sonra gerçeğe ayan beyan aymanın çok da bir faydası olduğunu kim iddia edebilir ki? Bırakalım 50'sine merdiven dayamış yaşlı mezcup Alonso Quixano, La Mancha'lı cesur şovalye Don Quixote olsun. Kendi gibi yaşlı sütçü beygiri asil Rosinante, cahil bir köylü olan Sancho Panza Don Quixote'nin uşağı, hiçbir şeyden haberi olmayan köylü kızı Aldonza Lorenzo da bırakalım Toboso'lu asil ve güzeller güzeli Dulcinea olsun. Kime ne zararı var sanki?

Şebnem Ferah'ın Değirmenler şarkısında da söylediği gibi:

"Belki de en güzeli böyle" hakikaten..

13 Ekim 2010 Çarşamba

Üç Yoldaş..

Susmak yoldaşı olmalı Sabrın..

Susmadan sabra koyulabilir mi hiç insan?

Değil mi ki bülbül sabredemez de deyiverir âşkını güle, belirlenen zamandan evvel, daha ne gül kendi maşukluğunu ne de bülbülün âşıklığını idrak edememişken.

Susmanın ağırlığı ile ağır aksak devam ederken yürek yoluna; Sabır, bir dua olur, ta ulaşır Arş-u Alâya..

Susmak hem cesaret işi, zannedilmesin ki korkaklık..Her babayiğidin harcı değil bu yüzden. Hep dillerden taşıp dökülenler alkışlanagelir de yüreklerden taşıp, dilde mühürlenenler fark edilmez. Bilinmez ne derin sözler saklıdır bu sessiz gazellerde. Bir Bilmeyi Bildiren, Bilmeyi Olduran bilir; bir de O bildirirse, bilmesi arzu edilen.

Susmak Sabrın yoldaşı..Olmaz ilki olmadan diğeri, ve dahi saklı selamet ilkinde.

Dil sustukça, göz konuşur. Yürek yandıkça, üstüne gözlerden su serpilir. Gözler dil ile gönül arasında mekik dokur da, deyiverir gönlün söylemek için yanıp tutuştuğunu ve dilin söyleyemediğini.

Susmak yoldaşı da Sabrın, yalnız değiller bu yolda; Özlem yanlarında bir üçüncü. Susmak yol aldıkça, Özlem de yol alır; Susmak ne denli büyürse Özlemde bir o kadar büyür. Yalnız bırakmaz Sabırla bir türlü başbaşa.

İşte, aslında Susmaktan sebep değildir Âşığın ızdırabı, Özlemdir yolları çetrefilli kılan.

Birbirinin zehri ve panzehri iki yoldaş..

Özlem olmasaydı Susmak bu denli ağır olmazdı da, yine de Özlem olmasaydı Sabrın anlamı kalır mıydı hiç?


Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam;
Geçip de aynaya,soran olmaz mı?

Bir parçacığım ben,bütüne hasret;
Zaman döne dursun,o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?
(NFK)

18 Haziran 2010 Cuma

doğru söze ne hacet:)

Yüzde Israr Etme, Doksan da Olur
İnsan Dediğinde Noksan da Olur

Sakın Büyüklenme, Elde Neler Var
Bir Ben Varım Deme, Yoksan da Olur.


(Mevlana)

5 Haziran 2010 Cumartesi

"Haklı olmak yetmiyormuş..."

Bugün bir blogda okuduğum bir cümle duygularıma tercüman oldu. Bloğun sahibi Gazze yardım gemisine İsrail tarafından düzenlenen zalim saldırı karşısında haklılığımızı ne kadar gösterebildiğimiz ya da gösteremediğimiz üzerine özeleştirel, düşündürücü ve inanıyorum ki yapıcı yönde farklı yol alınmasına vesile olabilecek bir yazı kaleme almış. O yazıyı okumanızı tavsiye ederim:
http://blog.jayaka.com/2010/06/04/4-haziran/

Benim bu yazıyı kaleme almama neden olan o cümleye gelince..Şöyle demiş yazar:
Haklı olmak yetmiyormuş, haklı görünmek de gerekiyor.

Yazar, tüm yazısında o kadar haklı ki..Ama yukarıda alıntıladığım cümle bugün tekrar yaşamak durumunda kaldığım şahsi ve kırıcı bir tecrübenin üzerine öyle bir anda geldi ki, güçlü görünmek adına akmasına izin vermediğim gözyaşlarımın taşması için son damla oluverdi birden.

Bazen haksızlık o kadar aleni, o kadar alenidir ki, sizin bunun üzerine bir şey demenize gerek kalmadığını düşünürsünüz. Görmemek, anlamamak imkansızdır zira. Yine de bu haksızlığa rağmen tavrını devam ettiren insanın anlamasına, görmesine rağmen, belli çıkarlar için, ve bu çıkarlar uğrana atmış olduğu her adımda kendini teselli edebilmek adına yine kendini kandırdığını düşünürsünüz. Ama bilirsiniz ki, içten içe
bilir yaptığı haksızlığı, aksini düşünebilmek imkansızdır neredeyse, o kadar alenidir haksızlık zira.

Bugüne kadar böyle düşünüyordum, hatta içten içe merak ediyordum, klasik ama doğru bir laf vardır ya, acaba başını yastığa koyduğunda hemen uykuya dalabiliyor mu, diye. Ben şüphe ediyordum bundan, nasıl dalabilirdi? ..... Dalıyormuş, hem de belki de saniyesinde. Bu kadar aleniyete rağmen anlamayabiliyormuş görmek istemeyen meğer. Söylemek, haykırmak gerekiyormuş bildiğin doğruyu, haksızdınız demek gerekiyormuş, haksızsınız ama ben hakkımı yine de helal ediyorum size demek gerekiyormuş. Ben her şeye rağmen helalleşirken, ve yüzüme bakıp bana "asıl siz hakkınızı helal edin, bizim sizin üzerinizde hakkımız yok ki," denirken, sanmıştım ki, yapılan haksızlığın ağırlığı ile çıkmakta bu cümle ağızlarından. Olmayabiliyormuş, belki de sırf bir görevi ifa etmek için söylenebiliyormuş bu tip sözler. Bu cümle bile samimiyetten uzak, riyakarane söylenebiliyormuş. Haksızlığın ağırlığını hissetmek şöyle dursun, bunu anlayamamış olmanın rahatlığı bile olabiliyormuş üstüne üstlük.

Bugün bir düğüm vardı boğazımda, yukarıdaki cümleyi okuyunca anladım sorunun nerede olduğunu. Haksızlık ne kadar bariz olsa da, haksızlığı yapan dışındaki herkes bunu görse de, işte, o yapan görmeyebiliyormuş. Ne garip Ya Rabbim, ne acı bir öğrenme oldu bu. İçi, vicdanı rahat koyabiliyormuş başını yastığa. Hakikaten haklı olmak yetmiyormuş, haklı görünmek de gerekiyormuş. Herkesin bildiğini düşünüp, sen susunca, birileri illa ki konuşuyormuş, kimse konuşmasa bile haksızlığı yapan kendini telkin edip, ve de inandırabiliyormuş o şekilde davranmasının gerekli olduğuna, buna hakkı olduğuna. Benim bu şahsi küçücük tecrübemle kıyaslamaya ar ederim, ama tıpkı Filistin'e yapılan haksızlık bu kadar aleni iken, bu kadar dünyanın gözüne parmak sokarcasına aşikarken, yine de İsrailin kendini savunmaya hakkı olduğunu söylemesi gibi..

İçimde ne kin ne nefret barındırabiliyorum, bunun için de Allahıma binler şükürler ediyorum. Şu an o kalbi karartan duyguların hiçbiri yok kalbimde, ama bu acılık, bu sızı..Bunu yazarken bile kalbime sığmayıp, gözlerimden dışarı taşan bu kırgınlık? Kolay kırılıp, ağlayan biri değilimdir aslında, ama bazı şeyler o kadar kırıyor ki beni, resmen paramparça oluyorum, toparlanamıyorum. Bu hissi sevmiyorum, değil mi ki ben hakkımı helal edip, konuyu en Adil olana havale ettim, içim o kadar rahat ki aslında..Sadece unuttuğum, üzerimden attığım, artık konuşmaya bile değer bulmadığım bir konuda bahsettiğim aleniyete rağmen insanların anlamadığı gerçeğine aymam afallattı beni bugün, buna yeni aydığım için de zaten bu kadar paramparça oldu içim. Bugün tekrar Rabbimi vekil kıldım, bilirim ki ortada bir haksılık varsa, kulu affetse de, o haklının hakkını haklıya verendir. Buna tüm kalbimle mutmainim..Ben kimsenin ne yaptıklarından dolayı kötü olmasını, ne hüsrana uğramalarını ne de yaptıklarının kendi başlarına da gelmesini istiyorum. Allahım şahit ya kesinlikle hayır. İlahi adalet zaten var, ben bunun tecelli etmesi için dua da etmiyorum, Rabbim zaten en adil olandır. Bugün şunu çok iyi anladım ki ben sadece ve sadece onların "anlamaları", yaptıklarının idrakine varmalarını istiyorum, bunu diliyor, ve buna tüm kalbimle dua ediyorum. Bilmemenin vermiş olduğu gönül rahatlığı ile devam edebilmeleri acıtıyor canımı. Kötü olmasınlar hiçbir zaman, iyi durumdayken vicdanı sızlıyorsa kişinin, işte o zaman ne yaptığının ayrımına tam anlamıyla varabilmiş demektir zira. Kötü duruma düşünce insan, zaten sorgular kendini, nerede yanlış yaptım diye, o durumda belki de yaptıklarının üzerinde durmak yerine başkalarının ona ne yaptıklarının üzerine kafa yorar daha çok, ve başına gelenlerin asıl nedenini kaçırırıverir yine. O yüzden iyi durumdayken "anlamaları" bu kadar önemli benim için.

Neredeyse 27 yıllık hayatımda hala insanları tanıyamıyor olmam ne garip..İnsanın birinin yüzüne gülüp, güzel şeyler söyleyip ve halen de söylüyor olup, arkasından farklı kişilere farklı şeyler söylebilmesinin ne mantığı var, anlamıyorum, anlayamıyorum. Ben mi çok körüm, yoksa insanlar mı kötü olabiliyorlar? Kötü olmak ne kadar zor bir şey oysa, ne kadar ayrıkı insanın doğasına. Çocukken sorduğumuz sorular gibi oldu bu sorular. Oysa tüm samimiyetimle şu anımda cevabını öğrenmek istediğim sorular benim bunlar.

Haklı olmak yetmiyormuş, haklı görünmek de gerekiyormuş. Hakkını helal edip, Allaha havale etmek kesinlikle en güzeli..Ama giderken en azından kendilerini kandıramasınlar diye, haksızlık ne kadar aleni olursa olsun, bu aleniyete rağmen tekrardan onu dile getirmek ne kadar gereksiz gibi durursa dursun, yine de anlamış olduklarınından emin olmak gerekiyormuş. Anlasınlar da gerisi onların bileceği iş..İsterlerse yine hemen saniyesinde uykuya dalabilsinler.

Her tecrübe bir şey öğretiyor insana işte, ben de hala öğreniyorum. Ve Rabbim sana havale ediyorum, Sana havale ediyorum, Sana havale ediyorum..

28 Ekim 2009 Çarşamba

karanfil..

Leylaklar soldu, sümbül sarardı
Bülbül ötmez oldu, güller ağladı
Geride bir tek karanfil kaldı
Elimde bir tek karanfil kaldı


Krizantem çiçegi dalından düştü
Papatya falların eline düştü
Geride bir tek karanfil kaldı
Elimde bir tek karanfil kaldı


Balkonlardan çoktan kalktı menekşe
Laleyi sorarsan devri kapandı
Geride bir tek karanfil kaldı
Elimde bir tek karanfil kaldı (Ahmet Süt)


aslında ben hep ayrı bir muhabbet duydum karanfile. ve nedendir bilinmez hep olması gerektiğinden daha az değer verildiği gibi bir his barındırmışımdır içimde bu canım çiçeğe karşı. öyle ya siz hiç bir demet karanfille sevdiğine ilan-ı aşk eden sevgili görüdünüz mü? aşkın derinliğinin simgesi olarak gül, masumiyetinin ve sadeliğinin simgesi olarak papatya geliverir insanın aklına. oysa karanfildir bence her ikisini aynı gövdede barındıran: pervasızca coşkulu ama bir o kadar da samimi bir mütevaziliği vardır karanfilin. ulaşılmaz değildir gül gibi, aslında köşedeki sokak çiçekçisinden demetini 5 liraya bile kapatıverirsiniz. ondan dolayıdır zaten seçim zamanı en çok alınıp, halka dağıtılan çiçek olması:) biraz da bundandır belki de hakkının yenildiğini düşünmem. papatyanınki gibi bir iddiası da yoktur üstelik, söylemez kimseye sevilip ya da mazAllah sevilmediğini. haddini bilir karanfil, ama dilinden insanın yüreğini acıtan bir anlam da dökülmez. genelde susar karanfil, gel gör ki suskunluğu çok şeyler anlatır, tabii anlayana.

ebru yapmaya başladığımda en çok karanfil yapmayı sevdiğimi anlamam bu yüzden beni hiç şaşırtmadı, haklıymışım dedim kendi kendime. gerçekten seviyorum ben karanfili. sevgim gerçek ve samimi, tıpki karanfilin kendisi gibi. sonra rengarenk karanfiller yaptım, birgün belki de kendi karanfil sergimi açıp, teşekkür edeceğim karanfile bana tüm hissettirdikleri için.

ha bir de, geçen gün mustafa cecelinin yeni şarkısını dinledim, sözlerine çok dikkat etmemiştim ama ısınıvermişti içim bu şarkıya birden..sonra öğrendim ki şarkının adı....karanfil imiş:)

ne de hoş bir tesadüf değil mi?:)

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Küçücük Gemi---yeni yaşıma ithafen...:)

Ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin
Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin
Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var, deliyim
Ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim

**Kendime, yeni yaşıma ithaf ettim bu şarkıyı..
Ama yok alakası hayatıma yeni bir rakamın dahil olmasıyla..
26 güzel bir rakam, dahası çok umut dolu:)
Bu şarkıyı ithaf ettim kendime,
Sözlerinden çok müziği alıp götürdüğü için beni..
Yeni yaşıma gireceğim ve kendimle başbaşa kutladığım bu ilk dakikalarda,
O deli "küçücük gemi"ye özendim, işte ondan:)

Kime sorsam dönüşüm yok
Nereye gitsem mavi
Yelkenimde deli rüzgâr
Her yanım tuz, deliyim

**Her gidişin vardır elbette bir dönüşü,
Ya da her dönüşün yeniden bir gidişi,
Yeter ki başımız dik, yüreğimiz huzur dolu, yelkenlerimiz rüzgar dolu olsun,
Yoksa kim baki ki bu dünyada,
Gitmek de güzel yeni suların keşfi hayaliyle, dönmek de güzel yeni bir başlangıç hevesiyle..

Ah, yaralı kalbin, yanıp gidecek yaralı kalbin, delisin
Ah, küçücük gemi, dönmezsin bir daha geri, delisin
Ah, deniz olayım, tuzumu rüzgârda savurayım, deliyim
Ah, ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolayım, deliyim

**Bir akşam vakti tanımadığım yüzlerce yüz arasında Times'a uzanmak,
Kendi sessizliği içinde çoğalmak,
Ama her halükarda bir kez daha yaşamın tadına varmak,
Ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolmak...

Kime sorsam dönüşüm yok
Her gemi biraz deniz
Her yanım mavi, her yanım yel
Her yanım tuz
Deliyim

**Biraz da deli olmak
İlla ki deli olmak:)
Dönüş limanı pusulamda nihai yönümken,
Küçücük gemimde uçsuz ummanlara yelken açmak..
:)Yeni yaşımı şimdiden çok sevdim...

20 Haziran 2009 Cumartesi

who am i?:)

hayat bulanlar ve hayalimdekilerle ben..




21 Ocak 2008 Pazartesi

Saklambac...

Upps, sobelendim:))

Uzun surdu bu seferki saklambac oyunumuz..Nerde saklandigimi ben bile unutunca, sizin de bulmaniz zor oldu halilen:) Nerdeyim diye basimi bi uzatayim dedim, ve --

Upps, sobelendim:)) Mizikcilik yok, madem yakalandik, o zaman dokeyim etegimdeki incileri:D

---
Simdi, itiraf edin, benden okkali bir havadis bekliyorsunuz:) Reyyanun da zaten ruyasinda gormus, ona bir sey soylemek icin pesinden kosturuyormusum:) o da oyun zannedip kaciyormus benden..Gecen konusurken, senin bana bir diyecegin var, soyle hadi, soyle deyip durdu, kaslarini yukari indirip kaldirirken siritan ikon esliginde:P

Acikliyorum o zaman:)) ---ben ----

-----
------
--------

hala bekarimmmmm:)))))

nedense yurtdisina giden insanlarin evli olarak donme oraninin yuksekliginden midir nedir:P kiminle konussam, birkac cumle hal hatirdan sonra basliyor, "eeee:), daha daha nasilsin? daha daha neler var?" cumleleri:)

sozun ozu, bu ozgur kizlik simdilik yeni favorim:)) ama belli olmaz, birkac ay sonra gorusuruz yine:D:D:D:D

p.s. ayrilmayin bir yere, bu konuda olmasa da baska konularda anlatacaklarim var size..saklambacta yeni tura baslamayin sakin:D

10 Kasım 2007 Cumartesi

<>>

there is a key to cope with the challenges in life: in your working, family, friends and private life: "take it easy"... though sometimes it may become really hard to take it easy. it is indeed the best to empatize with people and act taking the future relations into consideration.

this awareness is both my strenght and weakness..my strenght bec. i am well aware of its importance but also my weakness bec. there is something in my character which makes me react upon my feelings at a particular moment, and therfore prevents me from "taking it easy"



but for a few things which are really important to me, it is hard to hurt me. however once i am hurt, unfortunatlely i have the tendency to keep that hurt breathing slowly if not actively living..i can keep no grudge or hatred in me, maybe for a few minutes, but that is all..however i do never forget, either..as if that hurting place stays there forever, never giving me enough pain to react back, but nevertheless giving me the remembrance of what has happened..

-sigh--

i know that when i am hurt, i become so fragile that in order not to be shattered into millions of peaces, i put on a hard hard shell all about me which can unfortunately hurt others..this is the time when i cannot empatize that much..it only lasts for a few minutes, only for a few minutes i need to be empatized, rather than empatizing myself..but it is usually vain to expect that empathy and slight tolerance from other people...that s why i just sorrowfully keep silent, silent, maybe a few words, hurting...me...them...

then remains that unnecessary regretful hurt..and nothing else..

neden bu postu ingilizce yazmak icimden geldi, bilmiyorum..belki de ben de sahika gibi uzuntumu yabanci dilde daha iyi ifade edebiliyorumdur..."Oh my God..Oh mY gOd".....buruk :)
*Secimler hep vardi.Her sey kaderde yazili olsa da -maktub-, oraya sen secimini yaptiktan sonra yazildi. Ve simdi sira sende, sadece soyle bana: YaZi mi yoksa TuRa mi?