20 Mayıs 2007 Pazar

yine yeni yeniden....

coook sevdigim, ozledigim ve sanal ihmale maruz biraktigim tum okurlarim:)) yayinimiza verdigimiz kisa (!) ara nedeniyle hepinizden ozurlerimi kabul etmenizi isteyecegim..bloguma bi seyler yazmayali bir ay oldu zannedersem..Bu arada yine bir takim degisiklikler oldu, hayatin hizindan gunlerin nasil gectigini anlayamamisim anlayacaginiz...ama simdi afilli bir ozur ve hizli bir girisle yine hayatinizdayim:) -tabii sanal hayatinizda..digerinden hic cikmadigimi biliyorum:)

iste basliyoruz:

portakali soydum, basucuma koydum, ben bir yalan uydurdum, duma duma dum..:) yalan uydurmasam da, benim atlanta isi yalan oldu:( :) okuldan kabulumu adim, ancak baska puruzler cikti ne yazik ki..kismet tabii..burada aldigim dersleri saymama ve en onemlisi master programlarina yeni dersler eklemis olmalari gibi..oyle ki georgia state'deki masterim 2009'dan once bitmiyor..ben Turkiye'ye dondugumde hayirlisiyla 25 yasimda olmak istiyorum, 26 degil:)) hayirlisi, okulumda devam ediyorum yani..ama en azindan icim rahat, dogru bir karar olmustur diye dusunuyorum.

buradaki ilk donemim mayisin 12sinde bitti..aldigim 5 dersin hepsi Allaha sukur A geldi:) dualariniz icin tesekkurler..yaz donemi 5 haziranda basliyor, ins 4 ders almayi planliyorum. almam gereken derslerden iki tanesi icin (ekonomi ve muhasebe) muafiyet sinavina girecegim ins mayis sonunda..bu sekilde o iki ders sayet gecersem mufredatimdan dusmus olacak..

...

:) bir ayı bir posta sığdırmak zor:) bunu sadece kısa bir "hala buradayım" yazısı olarak addedin..bu arada biletim tarihini 1 Agustos'a degistirdim. Hayırlısıyla ins bu tarihte yanınızda olacagım. Bu arada gelip gelmeme dalgalanması icin de hepinizden ozur diliyorum. Gelmeyi ne kadar cok isterdim tahmin edemezsiniz.. Ama su durumda bu tatili burada gecirmem daha "mantıklı" geldi..Bu aralar yine mantıgımın sesi agır basıyor anlayacagınız.. (Bu kız neden bahsediyor diye dusunuyorsanız:) sabah mahmurluguma verin..saat 11'i gecti, ama gecen hafta 12-1lerde kalkamaya alısınca, bugun 9 bucukta kalkmak bunyemi sarstı herhalde:)

bu arada "ablacık" gonderdigin kartlar icin cooook tesekkur ederim:DD acayip mutlu oldum:D

reyhancımcım, umarım bu kız yazmaktan vazgecti diye sen de sitemi sık kullanılanlar listenden cıkarmamışsındır??:P

havva ablacım, gecen gunku tel gorusmesi ıcın tesekkurler, her zamanki gibi icimi rahatlattın:) bu arada sana bir mail attım..kestane kebap, acele cevap..

bu son soz de herkese:) gordugum ama cok da hatırlamadıgım bir ruya uzerine bunu yazıyorum..eger istemeden kalbinizi kırdıysam affedin..Bu blogumu okuyanlar benim cok deger verdiklerim..ve bana deger verdiklerini bildiklerim..bu degere layık olmak icin burdayım..barıstık??:)))))

bir sonraki yayınımızda gorusmek uzere..(merak etmeyin, bu seferki sezon arası olmayacak:) )

cok selamlar, vildan...

19 Nisan 2007 Perşembe

atlantaya yolculuk...

Görünen o ki, üç vakte kadar bana yol göründü:) bu dönem sonunda ufukta bir yol görünüyordu, belli belirsiz, dün ise bu yolu gösteren tabelayı ennihayetinde okuyabildim -lens numaramı artırsam iyi olacak:) çok yakın zamanda inşAllah Atlanta yolcusuyum:)

biliyorsunuz Atlanta'ya Georgia State University'ye basvuruda bulunmustum: nedenleri; GSU Amerika'da bilinen, MBA programi ise 7. sırada olan bir üniversite..Universitede buranın aksine asistanlık ya da diğer on-campus işleri bulma ihtimali daha fazla..tabii bu biraz da nasip işi..Atlanta çok büyük bir şehir, bunu daha önce de yazmıştım, ben büyük şehirlerin insanıymışım:P büyük şehir olmasının yanında iş dünyası ve fırsatları da oldukça hareketli olan bir şehir..kısaca bu değişikliğin benim yürüdüğüm yolda bana daha faydalı olacağına inanıyorum, buna dua ediyorum..

sonuç, mutluyum:)) Dün "Welcome to Georgia State University" mailini aldım, ama şimdi yapacak bir sürü iş var, mayısın 10unda yurttan bizi şutluyorlar:), o zamana kadar bir yandan finallerimi verirken inş, bir yandan da gerekli hazırlık ve ayarlamaları yapmam gerekiyor. Ama "kara göründü" ya...:)

Yeni bir başlangıç, yeni bir ortam, yeni arkadaşlıklar..her şeye yeniden başlıyorum anlayacağınız -tıpkı buraya ilk gelişimde olduğu gibi, ama şimdi gideceğim yere inş, çok güzel arkadaşlıklarımı da beraberimde götürüyorum..Bir de insan zaten yabancı olduğu bir yerde, farklılıklar karşısında daha bir cesur oluyormuş..Kısaca insan gurbette bu dünyada aslında bir göçebe olduğunun daha fazla ayrımına varıyormuş:) aynı obalarda buluşmak dileğiyle..:)

17 Nisan 2007 Salı

iyi ki dogdun omusum:)))

Bugun kucuk kardesim OmerFaruk'un dogumgunu..14 yasina giriyor kucuk omusum:)

Allah sana nice nice mutlu, basarili, huzurlu, saglikli gunler, aylar, yillar nasip etsin omercigim, tabii ki tum sevdiklerinle beraber:)

ablam seni bugun yeterince yanaklarindan opmustur (bu firsati kesin kacirmamistir o:P), ben de buradan seni koccaman opuyorum..

hediye hakkini alacaklarin defterine simdiden yaz:) dondugumde insAllah alacaklar hesabini kapatir, mutluluk hesabindaki arti bakiyenin keyfini cikarirsin:D
-bu konuyu dondugumde bir ara anlatirim sana:)

seni coook seven ablacigin..

13 Nisan 2007 Cuma

Film seyretmeye devam..

Bir onceki filmi seyrettiginizi varsayiyorum:) ve bir diger tavsiyeme geciyorum. Bu seferki oldukca unlu bir film, gerek kasti, gerek yonetmeni ve gerekse de gercek bir hikaye uzerine monte edilmis olmasi nedeniyle..

Freedom is not given. It is our right at birth. But there are some moments when it must be taken.

(Ozgurluk verilmez, o, bizim dogustan hakkimizdir. Fakat bazi anlar vardir ki, alinmasi gerekir.)


Fimimiz 1997 yapimi, Steven Spielberg imzali "Amistad" filmi.. Film, 1839 yilinda "La Amistad" adli esir gemisindeki esirlerin kanli isyani ile baslayip, yakalanmalarinin ardindan baslayan, Amerikan yargi sistemi icerisindeki hakli ozgurlukleri icin mucadelerini konu aliyor. Filmde Anthony Hopkins, 1825-1829 yillari arasinda baskanlik yapmis ve Bagimsizlik Bildirgesi'nde de imzasi bulunan 6. Amerikan Baskani John Quincey Adams'i canlandiriyor, ve her zamanki gibi rolunun hakkini fazlasiyla veriyor Hopkins. Hopkins disinda Morgan Freeman, Matthew McConaughey, ve fimde ozgurlukleri icin savasan Afrikalilardan biri olan Cinque rolunde Djimon Hounsou da yer almakta.

Filmde, Gercegin, bir "esir" gibi mahkemeden mahkemeye surulmesini, ve sonunda her verilmeyen ama bazen alinmasi gereken ozgurlukler gibi, bu gercegin de filmin sonunda ozgurlugunu geri almasina taniklik ediyorsunuz.

Fimin sonunda izleyicinin aklinda bircok carpici sahneyi yadigar birakiyor filmin yonetmeni Spielberg. Ayrica bircok modern paradoksu da bir kez daha gozler onune serip, sorgulatiyor izleyicisine:

"medeni beyaz adam" ve "vahsi siyah adam"
"medeniyet" ve "zorbalik"
"esaret" ve "cesaret"
"esaret" ve "ozgurluk"
"esaret" ve "vahsi siyah adam"
"cesaret" ve "vahsi siyah adam"
"zorbalik" ve "VAHSI beyaz adam"
"cesaret" "ozgurluk" ve "MEDENI siyah adam"

Filmde bu ikilemleri kesin hatlariyla gormuyorsun, tipki gercek hatta oldugu ve olmasi gerektigi gibi. Genelleme yapma gafletine dusmuyor Spielberg. Kisilere degil; olgulara, ozgurlukle pecelenmis "esir" zihniyetlere hukum giydiriyor filmin sonunda.

Cinque'nin kendi diline yabanci olmasina ragmen; kendisi, kabilesi ve tum insanlik icin en onemli kelimelerden biri olan "ozgurluk" (freedom) kelimesini anlamasi ve bunu haykirmasi gibi..

Give us, us free..
Give us, us free..
Give us, us free..
(Bize, bize ozgur verin..)

Onlara ozgurluklerini vermiyorlar, onlar ozgurluklerini geri aliyorlar...

Kucuk/alakasiz/ yersiz/ simarik:) bir dipnot:
Filmde Ispanya Kralicesi II. Isabella'yi Anna Paquin canlandiriyor. Hani su benzedigim unluler postunda ilk sirada olan kisi. Filmi izlerken daha bir dikkatle baktim, benzemiyoruz canim!!:)Filmi izledikten sonra siz soyleyin, o mu daha gusel, ben mi??

10 Nisan 2007 Salı

my new sweety..:)))

Disney'den getirdigim en ufak, en sevimli seyle daha tanistirmadim sahi sizi:)... iste boyle, benden ayrilamiyor naparsiniz:)

mmm, i love u winnie:))))

9 Nisan 2007 Pazartesi

film tavsiyesi: mothman prophecies..

Cuma aksami Richard Gere'in basrolunu oynadigi 'Mothman Prophecies' adli gerilim filmini seyrettik arkadaslarla. (reyhancim, bu arkadaslarin kimler oldugunu soylemeyecegim:) su yabanci yollar-kollar konusu;p sen anladin kanimca:D) Film, 2002 yapimi Mark Pellington imzali bir film..John A.Keel'in ayni adli romanindan sinemaya uyarlanmis. Turkiye'de de 2002 yilinda yanlis biliyor olabilmekle beraber zannedersem 'Gecenin Nefesi' tercumesiyle sinemalara gelmis. (Mothman prophecies aslen "Pervaneadam Kehanetleri" anlamina geliyor. Moth ayni zamanda guve anlamina da gelmekte, ama filmde gorgu taniklarinin cizdikleri resimlere bakacak olursak, bunlarin pervane hayvanini temsil ettigini goreceksiniz.)

Filmin kabini ilk elime aldigimda filmin adini-icerigini okuyup, basrolunde de Richard Gere'i gordugumde, "Allah Allah, bu romantik, grantuvalet abimizin gerilim filminde isi ne olsa gerek?" diye dusunmeden edememistim. Bu yuzden filmin acikcasi 'soft thrill' bir diger ifadeyle 'light gerilim' olacagini tahmin etmistim. -bu arada bu terimler bana ait, bilmiyorum baskalari benden once kullandi mi ama, sofistike duruyor degil mi? Ah su sofistikeyi alli pullu terminoloji kullanmakta sanan zihniyet! bu terimleri size ithaf ediyorum:D-

neyse kendimle konusmayi birakip, bu postu yazma amacima doneyim:) Filmi acikcasi cok begendim, iki acidan: birincisi film gerilim filminin hakkini veriyor, normalde korku ve gerilim filmi seyrederken birilerinin arkasina saklanarak, her an gozlerimi kapamaya hazir bir sekilde izlemem, bilenler bilir. Ama bu film sadece muzikleriyle bile gerilmenizi saglayabiliyor. Ustelik kan, bicak, katil kombinasyonuna hic girmeden. Bu acidan film vaadettigini buyuk oranda veriyor diyebilirim.

Ikincisi, filmde Ingrid Cold adindaki mahiyeti belirsiz biri/ bir sey tarafindan gelecekteki felaketleri calan bir telefon, gorulen bir halusinasyon ya da ruyalarinda onceden haber alan insanlarin yasadiklari anlatiliyor. Standard gerilim filmlerinde hep bu telefonun diger ucundaki gizemli ses merak edilir, ve filmin basrol oyuncusu da hep bu sesi bulmaya, ve mumkunse bu kisi ya da 'sey'in "kuyruk acisini" dindirmeye cabalar durur ya..bu filmde yonetmen buyuk bir basariyla bu klise beklentiye sahip klise filmseverleri sasirtma yoluna gidiyor..Filmin sonunda bu Ingrid Cold'un kim oldugunu ya da derdinin ne oldugunu ogrenmiyorsunuz, ya da bir laneti sona erdirmiyorsunuz. Ama cok daha anlamli bir sey ogreniyorsunuz:) Filmi onceden izlemis olanlar bilir, izlemeyenler icin de filmin gerilimini bozmamak icin benden bu kadar tuyo:)

seyredecekler olursa simdiden iyi seyirler..

Not: biz bu filmi Cuma geceyarisi yurdun o saatlerde in-cinin top oynadigi calisma salonunda, karanlikta seyrettik. Bu faktorler de beni etkilemis olabilir tabii...ben in-cin mi dedim:////

:P

7 Nisan 2007 Cumartesi

bir paskalya bayramı...

Dün burada Paskalya Bayramı (Easter) kutlandı. Baharın gelisine denk getirilen bu bayramda Hristiyanlar birebir tercümesiyle "İyi Cuma" (Good Friday) adını verdikleri Cuma gününden başlayarak 4 gün boyunca bu bayramı çeşitli aktivitelerle kutluyorlar. Öncesinde Büyük Perhiz adını verdikleri 40 günlük süreç boyunca oruç tutuyorlar. Bu oruç, hiçbir hayvaneti ve hayvansal ürün yememeyi kapsıyor. Akabindeki bu 4 günlük süreç de Hz. İsa'nın Cuma günü çarmıha gerilmesini, Pazar günü yeniden dirilişini ve Pazartesi günü de göğe yükselişini temsil ediyor. Yeniden diriliş temalı bu bayramda doğanın baharda yeniden dirilişi de kutlanıyor. Bunun için baharın renkleriyle rengarenk boyanan yumurtalar kullanılıyor. Yine yumurta kullanılmasındaki amaç da yumurtanın doğuşu simgelemesi aslında. Bu yumurtalar çocuklar için çeşitli yerlere saklanıyor, çocuklar da ellerinde sepetleriyle koştura koştura en fazla sayıda yumurtaya ulaşabilmek adına birbirleriyle yarışıyorlar. Aslında bayramın en zevkli, görülmeye değer anı da bu an:)

Dün kampüste de çocuklar için bu aktivite gerçekleştirildi. Ama açıkçası bu dini bayram esas anlam ve aktiviteleriyle kutlanmıyor zannedersem artık. Hani bizde "nerde o eski Ramazanlar" serzenişleri vardır ya, burda da eski sakinler "nerde o eski Paskalyalar" diyordur muhtemelen:) rengarenk boyanan yumurtaların yerini hazır üretim renkli plastik yumurtalar, evde pişirilen paskalya çöreklerinin yerini de hazır kurabiye ve şekerler almış durumda zira. İlla ki bu bayramı olması gerektiği gibi kutlayanlar vardır, ama benim tanıklık ettiğim paskalya bu şekildeydi. Yine de eğlenceliydi. 40'a yakın 6-8 yaş arası çocukların yumurta bulabilmek adına kampüsü talan etmeleri:), içinden hediye çıkan büyük altın ve gümüş yumurtaların yerleri hakkında bizden çaktırmadan kopya istemeleri, diğerlerinin sepetlerine bakıp ağlamalar, gülüşmeler, ennihayetinde kocaman mutluluklar..Anlayacağınız çocuk olmak din, dil, ırk ayırt etmiyor:) Her bayram birliktelik, paylaşım ve mutluluk için bir vesile..Farkli inanışlar bile olsa güzel olan da bu aslında:)

Filistinli Shrireen adindaki arkadasin hediye ettigi yumurta:) (bu gercek yumurta bu arada:P) Bu yumurtanin dekorasyonu bana ait;P

Not 1: Ben Filistin'de ciddi bir Hristiyan nufusu oldugunu bilmiyordum acikcasi.

Not 2: Shireen'le 'lk tanismamiz ilginc oldu aslinda. Buraya geldigimin ilk ayi bir gun siyah-beyaz cizgili salimi takmistim. (Hatirladiniz mi??:P) Shireen de bu sali filistin bayragina benzetmis -sonra bi de o gozle baktim, hakkaten benziyormus:)- Yanima gelip, Filistinli mi oldugumu sormustu:) Iste boyle...:)

5 Nisan 2007 Perşembe

album hazir:)

Bahar Tatiline ait albumu siteye ekledim. Sayfanin sol alt kisminda gozunuzden kacmasin:) Bu fotograflarin yarisi aslinda:) kalanini da aksama kadar ekleyecegim. Ara ara albumu kontrol ederseniz yeni fotolari da kacirmamis olursunuz..

Gezdigimiz yerlerle ilgili kisa bir dipnot duseyim. Amerika'nin bircok eyaletinde Disney bulunmasina ragmen, Orlando, Florida'daki orijinali ve de en buyugu -yani digerleri gibi Disneyland degil Disney World..

Disney'de 7 tane park var, biz 4 tanesine gittik: Epcot (Dunya ulkelerinin protiplerinin sergilendigi bir dunya sergisi), Animal Kingdom (Hayvanlar Alemi + en eglenceli roller coasterlarin oldugu park:D), MGM Studios (Kamera arkasi atraksiyonlari), Magic Kingdom (Buyulu Krallik -Walt Disney'in olusturdugu her turlu masal kahramanini bulabileceginiz masal diyari)...

Geziye ait en sevdigim anlardan bir tanesi de 2 gece izleme sansi buldugumuz hava-i fisek gosterileriydi. Tam anlamiyla buyuluydu gercekten:)

3 Nisan 2007 Salı

tekrar merhaba:)

Sehir disinda oldugum icin bir suredir yazilarima ara vermistim, ama bir suru haber ve fotografla geri dondum:) Uzun suredir eglenmedigim kadar eglendim bu bir haftalik tatilde, ustelik fazlasiyla da kahkahayla guldum:P

Cuma aksami malumunuz Orlando'ya gitmek uzere yola cikmistik, molalarla yaklasik 12 saatlik bir yolculuktan sonra da otelimize vardik. Ondan sonra Disney World, Orlando sehir merkezi ve Universal Studios'ta eglenceli, adrenalin dolu:) bir hafta gecirdim. Ve sunu bir kere daha gordum ki ben hizi ve yuksekte olmayi cok seviyorum. Asagidaki ifademden bunu anlayabilirsiniz:)

Pazartesi de okul tekrar basladi, hizli bir giris yaptik, yarin sinavim var. Tatili size yaziyla degil, fotograflarla anlatmak istiyorum, bu yuzden bu yazimi burda bitiriyorum. Detaylar icin persembe gununu beklemeniz gerekecek :P

Simdilik iyi oldugumu ve her seyin yolunda oldugunu bilin:)

Unutmadan herkesin gecmis Mevlid Kandilini de kutlarim. Ne yazik ki kandil oldugunu Cumartesi gunu maillerime bakabilince ogrendim:( Tum dini gunleri takvimime kaydedicem ki bir daha atlamayim, burada benim icin cok cok daha fazla onemliler cunku:) (reyyanun maili unutma sakin:P)

Tekrar merhabalar:D ve selamlar...

23 Mart 2007 Cuma

hmm, simdiden portakallarin kokusunu aliyorum:)

Bugun okul bahar tatiline giriyor. 15 dk sonra ekonomi testim var. Yani son dakikaya kadar sabrimizi deniyorlar sanki:) neyse 1 saat kadar sonra ozgurum:D

Saat 5 gibi de yurttan cikisimi alip, Floridaya dogru yola cikacagiz. Mounia (Fas) ve Hend (Misir) ile birlikte gidiyoruz. 10 saat surecek bir yolculuk olacak tahmini:) araba kiraliyoruz. Kizlarin Orlandoya giden arkadaslari minibus kiralamislar, onlara dahil olduk. Eh ne yaparsiniz, ogrenci hali, ucak kimmm, biz kim:P:))) fena da olmaz hani, hem daha eglenceli, hem de yol anilarimiz olur en azindan:D

Cumartesi gunune kadar orada kalmayi planliyoruz, otelde rezervasyonumuzu yaptirdik. Belki Orlando'ya kadar gitmisken biraz daha guneye iner, Miami'de Sibel Cani ziyaret ederim:D

Bu degisiklik bana iyi gelecek ins:) valizimi hazirlarken bile mutlu oldum:D size bol bol foto gonderirim sonra.

:)Portakal diyari oldugu icin portakal da getirmek isterdim ama size gelene kadar siz onu portakal suyu niyetine icersiniz malum:)

20 Mart 2007 Salı

biraz ordan biraz burdan, biraz benden...

Buraya geleli neredeyse 3 ay olacak. Allaha sukur bir sikintim yok...yok da:) bir seyler yine de eksik..Cok insan taniyorum Amerika'ya gelip, cok seven, burada kalmayi dusunen. Yurtdisina cikmayi, farkli ulkeler gormeyi oldum olasi istemisimdir, ama uzun sureli yasamayi hic dusunmedim. Buraya gelmeden once acaba diyordum kendi kendime, oraya gidince fikrim degisir mi, kalmayi ister miyim. :) Simdi bakiyorum da-- fikrim degismedigi icin mutluyum:)

Insan uzakta olunca bir seyler degisiyor. Mesela daha cok kadir kiymetini biliyorsunuz sahip olduklarinizin, bir de daha cok kendinizi dinliyorsunuz. Uzakta olmanin yan etkisiymis meger dusunme katsayinizin artmasi. Ne mi dusunuyorsunuz, her seyi:) belki dusunmemeniz gerektigi kadar. Ama su aninizdan daha cok gecmisi ve gelecegi, dedim ya, size aslinda pek de yarari olmayacak seyleri. Bu da uzerinize garip bir sukut perdesi ortuyor. Daha bir agirbasli oluyorsunuz, daha az kahkaha ile guluyorsunuz, daha bir simartilmak istiyorsunuz, belki hissetmediginiz kadar cok sevilmek istiyorsunuz. Bunun melankoli ya da depresyonla da ilgisi yok (merak etme annecim:P) sadece oylesine iste..

Bu satirlarimi okuyunca mutsuz oldugumu dusunmeyin sakin ama:) Kesinlikle mutsuz degilim, sadece eskisi kadar mutlu degilim o kadar. Bunun Amerika ile de alakasi yok aslinda, dunyanin en guzel yerine de gitsem boyle hissedecektim muhtemelen. Cunku ben Amerika'yi degil, aslinda, gecici oldugunu bildiginiz kalabaliklar icinde yalniz olmayi sevmedim. Ben uzakta olmayi degil ama yakinda olamamayi sevmedim. Ben zamanin gecmesini degil de, onu birlikte gecirememeyi sevmedim.

:) Burasinin benim gunlugum oldugunu soylemistim, her hissettigimi yazamazsam adi gunluk olmaz degil mi?:) Kendinize iyi bakin, ve yazdiklarimi da dert etmeyin sakin, yarin bambaska duygularla karsiniza cikabilirim cunku:)

selamlar, vildan

19 Mart 2007 Pazartesi

18 Mart Canakkale Sehidlerine..

...
Asim'in nesli...diyordum ya...nesilmis gerçek:
Iste çignetmedi nâmusunu, çignetmiyecek.
Sühedâ gövdesi, bir baksana, daglar, taslar...
O, rükû olmasa, dünyâda egilmez baþlar,
Vurulmus tertemiz alnindan, uzanmis yatiyor,
Bir hilâl ugruna, yâ Rab, ne günesler batiyor!
Ey, bu topraklar için topraga düsmüs asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alný deger.
Ne büyüksün ki kanin kurtariyor tevhidi...
Bedr'in arslanlari ancak, bu kadar sanli idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sigmazsin.
Herc ü merc ettigin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
...
M.Akif ERSOY

16 Mart 2007 Cuma

Akademik: "Lord Of The Flies" by William Golding

*Aşağıda kaleme aldığım kitap eleştirisi okuduğum roman ingilizce olduğu ve bu nedenle alıntıların da ingilizce olması nedeniyle ingilizce yazılmıştır. (avam tabirle:) yabancı dil hayranlığı ya da şovenistlikten değil yani :P) Sözün özü alıntıları Türkçeye çevirmeye üşendiğimden:P İnş. daha az üşengeç bir anımda tercümesi olmasa da kısa bir Türkçe kritiğine de sayfama ekleyeceğim.
***
…but for Wickedness and Savagery

William Golding writes his first novel and masterpiece "Lord of the Flies" in 1954. Therefore, one would not be surprised to detect the influence of WWII on this work of Golding, like most of the post-war works written during these years. Golding, himself, affirms this influence in his own words:

If you had met me before World War II, you would have found me to have been an idealist with a simple and naive belief which many other people of my generation shared, especially in Europe. This naive belief was that man was perfectible. We thought all you had to do was to remove certain inequities and provide practical sociological solutions, and man would have a perfect paradise on earth. From World War II we learned something. The war was unlike any other fought in Europe. It taught us not fighting, politics or the follies of nationalism, but about the given nature of man (Golding, 246).

"Lord of the Flies" epitomizes the shattering of perfectible norms regarding both human, social and universal ideals. The work symbollically reveals the darkness in the supposed-light, the evil in the supposedly-innocent, the savage in the supposedly-civilized, the irrational in the supposedly-rational, and the lie in the supposedly-real, just like Ralph -the hero of the book- "[weeps] for the end of innocence, the darkness of man's heart, and the fall through the air of the true, wise friend" (Golding, 242).

Golding in his masterpiece, skillfully, drags his readers into this hallow pit of understanding through the adventures of a number of boys after they become shipwrecked following an unknown accident, the details of which are (voluntarily?) kept from the reader. From this accident, only children survive and they open their eyes on an island where there are no grown-ups, to a world where there are no rules, laws or social norms. However, it will not be long before they begin to set up their own rules, to regulate their new society. Having brought up as social beings, as members of rules-regulated communities, they quickly adapt the macrocosm of the grown-up world to create their microcosm of the boys' world.

Ralph finds a shell – a conch as Piggy names it- and now they have a symbol for their microcosm. It is a way of calling a meeting where whoever holds the conch has the right to speak while others are to listen and therefore where everyone has an equal right of speaking his mind up. We may confidently conclude then that the conch is an instrument of democracy; and metaphorically it is Ralph who finds it and who can be regarded as the symbol and voice of democracy in the book. Ralph finds it but Piggy names it, and explains the way it can be used. It is Piggy –the Wisdom- who to the end accompanies and stays loyal to Ralph –the Democracy.

With its new residents having the social tendency to putting things within frames, to regulating with rules and laws, the island quickly transforms into a proper rule-regulated society with a chief who is elected to come to power. The boys elect Ralph as their chief, because he is strong and because he holds the conch –the tool of democracy. So the island begins to be ruled by Ralph in a fairly just manner, with his continual reminding that in order for them to be rescued (from that savagery) they need to have a fire –which in fact symbolizes civilization, and things are quite good at the beginning. However, as the story evolves, Golding gradually and implicitly asks the reader to question if things can go that well forever, to question whether human nature is intrinsically apt to social regulation or not..

All through the novel, Golding answers this question that it is definitely not. Human nature, he implies, has two faces, the real which is hidden and only shows up upon the first opportunity arises, and the artificial which is visible and is replaced immediately again upon it can find a way to do so. In his artificial or visible self, human is social, democratic, emphatic; in his real or hidden self he is savage, dictator and selfish. The greed for power shapes his real self. This hypothesis is embodied in the novel through oen of the little boys on the island, Henry, who “[becomes] absorbed beyond mere happiness as he [feels] himself exercising control over living things. He [talks] to them, urging them, ordering them. Driven back by the tide, his footprints [become] bays in which they [are] trapped and [give] him the illusion of mastery” (69). It is indeed the illusion of mastery, as man childishly believes that he can whatsoever rule the universe when he himself is within that universe, revolving with it, and being nothing without it. Be it an illusion, it nevertheless prepares the opportunity for man to reveal his real self, as Jack, in Golding’s novel, makes use of this opportunity without delay.

However, it is not always that easy for man to get rid of his social shell to come up with the crude reality inside. Being childish and cowardly to scream this reality to the universe, he desperately seeks for a kind of layer –a protection, to be able to “face” the universe or society. Jack is a rebel on the island, he is courageous enough to contradict democracy in a struggle to free his real self, but cowardly enough not to face it in the outfit of the social world. He takes off his clothes, walking around like a savage with paints on his face, which makes him difficult to be recognized. This savage “outfit” and the paint that he wears on his face is his mask –as Golding writes, “the mask was a thing on its own, behind which Jack hid, liberated from shame and self-consciousness” (72).

In his novel, Golding portrays that without social norms to abide by and beliefs to stick to in order to separate what is wrong from what is right, man becomes savage-like, using savage more in the sense of driven by instincts and not mind, more than being civilized. All through the novel, the reader discovers -and to his/her horror, as well, that the further sense is driven from man, the wicked he becomes in a surprisingly quick pace, and the more he regards the sense as “the other” forgetting or ignoring his own otherness. Upon coming across such otherness other than their actual otherness, the boys could think nothing else but either to transform that unwanted otherness to their own or…to destroy that otherness, as it is coldly embodied in the motto of the savages which they shout aloud on their hunts: “Kill the beast! Cut his throat! Spill his blood!” On the island, the newly-transformed “savages” recognize that otherness more in Piggy –who symbolizes sense, and who can never be assimilated into their own savageness, and who can never be let to survive, either, since the savages with their newly-revealed selves cannot bear to face the social and mannerly self which reminds them the darkness of their souls. Therefore in order to forget that self and to exercise their savagery and the illusion of mastery forever, it will not be long before that the otherness in Piggy is destroyed:

The rock struck Piggy a glancing blow from chin to knee; the conch exploded into a thousand white fragments and ceased to exist (216).

This is the death of Piggy –the Wisdom, together with the death of the conch. Now without wisdom and the tool of democracy, how could Democracy on its own survive among anarchy? Sure of all, anarchy would wnat to destroy all which lies outside of their systemless system. The other boy that the savage group cannot assimilate other than Piggy is Ralph who –symbolizing democracy supported by Wisdom up to now, is also sensible enough not to hide behind the wild mask of anarchy, as he himself is well aware, “lying there in the darkness, he knew he was an outcast. ‘Cos I had some sense’”, says Ralph.

Confronting murder, blood, savagery under the loud shouts “Kill the beast! Cut his throat! Spill his blood!” of the children, the reader cannot help but feel the irritation and the desire not to believe upon witnessing such Wickedness in Innocence. And this is exactly what Golding wants us to feel, just like what he must have felt upon his witnessing the wicked face of the war. Golding painfully waking up from his dream of man’s perfectibility, weeps for the end of the innocence and the fall of Wisdom, just like Ralph at the very end of the novel, who "[weeps] for the end of innocence, the darkness of man's heart, and the fall through the air of the true, wise friend" (Golding, 242).

Then what happens at the end of the novel? To the readers’ comfort (Golding grants at least this single relief to his poor Readers, who have been shocked with murders and wickedness in the childrens’ world all through the novel) Ralph escapes form being murdered at the hands of the savages, and a ship, seeing the big fire on the island –as the island is set on fire out of savage frenzy to kill Ralph, arrives at the island to rescue the boys. Wit the adult world –the world of rules, norms- intersecting with their microcosm, we witness the shattering of the illusionary world into pieces, with the social selves again coming into light and the real selves delving into the depths of man’s soul, waiting for another oppurtuny to arise again. And what we have at the very end is all crying boys ,who just a short while ago were ready to coldbloodedly kill the beast, cut his throat and spill his blood.

However, now everything will be as smooth as it was before? The answer to this question should not be that difficult to give, according to Golding, as the officer at the end of the novel looks at “the trim cruiser in the distance” (243), probably being ready to set out to go for war (in this particular case WWII) and definitely not in the name of sense or civilization, but for..
***

Works Cited

Golding, William. LORD OF THE FLIES. Coward-McCann, Inc, New York, 1962.

:D :))

Döndüğümde kimse beni özlememiş olacak zannedersem:P :)

vefali Reyhancim benim:) yalniz şu kalplerin içindekileri okuyamadim. (ama doğru, onları kesin eşine yazmışındır:P)
*Secimler hep vardi.Her sey kaderde yazili olsa da -maktub-, oraya sen secimini yaptiktan sonra yazildi. Ve simdi sira sende, sadece soyle bana: YaZi mi yoksa TuRa mi?