It has always been a matter of choice. Although all has been written, so to say "maktub", it has been written after you have made your choice. Now it's your turn, just tell me: heads or tails?
21 Kasım 2009 Cumartesi
7 Kasım 2009 Cumartesi
bir cumartesi dinletisi: özdemir erdoğan
Kasım programı kapsamında bu akşam saat 20.00'de Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde Özdemir Erdoğan konseri vardı. Yaklaşık iki saat süren konserde Erdoğan en bilinen, hitleşmiş eserlerini 4 kişilik orkestrası eşliğinde icra etti: Vurmalılarda elime doğdu dediği Murat Bey, gitarda oğlu Mehmetcan Erdoğan, kanunda Ali Elikan ve klarnette Aydın Bey. (soyadlarını yakalayamadığım iki sanatçımızı ismen yazabiliyorum.)
Az ama öz bir program hazırlamış Özdemir Erdoğan. Hani tadı damakta bırakan cinsten. Bu şarkılardan birkaçı: Çal Gitar, bestesi Suat Sayın'a ait olan Gündüzüm Seninle,
Bana ellerini ver,
Uzun İnce Bir Yoldayım,
Ah bir ataş ver,
ve kapanışta tabii ki İkinci Bahar:)
Kültür ve Sanat etkinlikleri hergün farklı kültür merkezlerinde farklı programlar izleyicisi ile buluşmaya devam ediyor. sizi anlatan bir program mutlaka bulacaksınız. merkezlerden bir program temin etmenizi tavsiye ederim.
iyi pazarlar..
28 Ekim 2009 Çarşamba
karanfil..
Bülbül ötmez oldu, güller ağladı
Geride bir tek karanfil kaldı
Elimde bir tek karanfil kaldı
Krizantem çiçegi dalından düştü
Papatya falların eline düştü
Geride bir tek karanfil kaldı
Elimde bir tek karanfil kaldı
Balkonlardan çoktan kalktı menekşe
Laleyi sorarsan devri kapandı
Geride bir tek karanfil kaldı
Elimde bir tek karanfil kaldı (Ahmet Süt)
aslında ben hep ayrı bir muhabbet duydum karanfile. ve nedendir bilinmez hep olması gerektiğinden daha az değer verildiği gibi bir his barındırmışımdır içimde bu canım çiçeğe karşı. öyle ya siz hiç bir demet karanfille sevdiğine ilan-ı aşk eden sevgili görüdünüz mü? aşkın derinliğinin simgesi olarak gül, masumiyetinin ve sadeliğinin simgesi olarak papatya geliverir insanın aklına. oysa karanfildir bence her ikisini aynı gövdede barındıran: pervasızca coşkulu ama bir o kadar da samimi bir mütevaziliği vardır karanfilin. ulaşılmaz değildir gül gibi, aslında köşedeki sokak çiçekçisinden demetini 5 liraya bile kapatıverirsiniz. ondan dolayıdır zaten seçim zamanı en çok alınıp, halka dağıtılan çiçek olması:) biraz da bundandır belki de hakkının yenildiğini düşünmem. papatyanınki gibi bir iddiası da yoktur üstelik, söylemez kimseye sevilip ya da mazAllah sevilmediğini. haddini bilir karanfil, ama dilinden insanın yüreğini acıtan bir anlam da dökülmez. genelde susar karanfil, gel gör ki suskunluğu çok şeyler anlatır, tabii anlayana.
3 Ekim 2009 Cumartesi
odamın diğer yarısı..
eve dönünce odamın ışığı yanık olmayacak.
odama ilk adımımı atar atmaz çalışma masasının üzerinde msn'i açık bir laptop, yanında hafiften demli bir çay ve bana çevrilmiş bir çift göz görmeyeceğim.
her gece yarın işe ne giysem diye sorduğumda sorum havada asılı kalacak. dolabımla bakışacağız sadece. zaten o da artık %50.
odamdaki küçük dostlarımız da %50. çakır bakan kutup köpekçiği, yanında mini faresi olan minicik kedi yok artık. sadece odanın diğer yarısındaki kocaman ayı kaldı, ona her zaman benimkinin iri kötü bir taklidi olduğu için biraz sinir olsam da onu da özleyeceğim gidince. küçük şefşefim artık kime sarılıp uyayacak o da bilmiyor, o da biraz şaşkın neden dostları teker teker azalıyor diye. ona henüz söylemedim. belki yarın söylerim, bilmiyorum.
odamdaki çekmecenin 2. sırası da boşaldı. aman olsun, artık rahat rahat yayılırım oraya da..bi şekilde tamamlarım belki onu, belki kandırır gönlünü alırım bi şekilde. inanır mı bana, kanar bu oyunuma..
bu gece son kez odam %100 olacak. yarından itibarense yarım kalacak.
odamın öbür yarısındaki yatak bilmem bir daha ne zaman bozulacak. misafir gelirse kullanır belki onu. ama aynı yatak olmaz o zaman da..ben gittiğimde de aynı olmamıştır herhalde benim yatağım.
odamın öbür yarısındaki yatağın ucunda bir çift terlik de olmayacak artık. üzerine çıkarılmış çoraplar da:) oysa aklıma estikçe her birini farklı yerlere saklamak çok eğlenceli oluyordu.
bu gece son kez odam %100 olacak. yarından itibarense yarım kalacak. odam yarım kalacak olsa da yeni odalar katılacak aslında hayatımıza..hem başka bir evde bir odam daha oldu, fena mı? içinde yatağım bile olacak. herkes talip o odaya ama kardeş kontenjanından ben ilk sırada olmayı hakediyorum bence:)
bu gece son kez odam %100 olacak ve yarın ablamın en mutlu günü. bir ömür boyu da mutlu olur inş.
her ne kadar çok uzağa gitmesen de odamız ve ben seni özleyeceğiz. bi de şefşef ve diğerleri de tabii..
kardeşin..
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Küçücük Gemi---yeni yaşıma ithafen...:)
Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin
Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var, deliyim
Ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim
**Kendime, yeni yaşıma ithaf ettim bu şarkıyı..
Ama yok alakası hayatıma yeni bir rakamın dahil olmasıyla..
26 güzel bir rakam, dahası çok umut dolu:)
Bu şarkıyı ithaf ettim kendime,
Sözlerinden çok müziği alıp götürdüğü için beni..
Yeni yaşıma gireceğim ve kendimle başbaşa kutladığım bu ilk dakikalarda,
O deli "küçücük gemi"ye özendim, işte ondan:)
Kime sorsam dönüşüm yok
Nereye gitsem mavi
Yelkenimde deli rüzgâr
Her yanım tuz, deliyim
**Her gidişin vardır elbette bir dönüşü,
Ya da her dönüşün yeniden bir gidişi,
Yeter ki başımız dik, yüreğimiz huzur dolu, yelkenlerimiz rüzgar dolu olsun,
Yoksa kim baki ki bu dünyada,
Gitmek de güzel yeni suların keşfi hayaliyle, dönmek de güzel yeni bir başlangıç hevesiyle..
Ah, yaralı kalbin, yanıp gidecek yaralı kalbin, delisin
Ah, küçücük gemi, dönmezsin bir daha geri, delisin
Ah, deniz olayım, tuzumu rüzgârda savurayım, deliyim
Ah, ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolayım, deliyim
**Bir akşam vakti tanımadığım yüzlerce yüz arasında Times'a uzanmak,
Kendi sessizliği içinde çoğalmak,
Ama her halükarda bir kez daha yaşamın tadına varmak,
Ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolmak...
Kime sorsam dönüşüm yok
Her gemi biraz deniz
Her yanım mavi, her yanım yel
Her yanım tuz
Deliyim
**Biraz da deli olmak
İlla ki deli olmak:)
Dönüş limanı pusulamda nihai yönümken,
Küçücük gemimde uçsuz ummanlara yelken açmak..
:)Yeni yaşımı şimdiden çok sevdim...
28 Haziran 2009 Pazar
"Acaba koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?"

Dolu yağıyor dolu da başıma tane tane:)

parmaklardan dökülen sözler...
Ama dedim ya insan hayallerini zaman zaman nadasa bırakıyorsa da tamamen vazgeçemiyor, bir gün geliyor, olmadık bir anda bir yerden bir alev çakıyor beyninizde ve aklınıza düşüveriyor yine kadim hayaliniz, sonra yine aynı heves, aşk ve şevk başlıyor..işaret dilini öğrenmekle ben de bu döngü içerisindeyim anlayacağınız..Geçen gün resimlerle kendimi/hayallerimi/yaptıklarımı anlattığım "yazım"da hayallerimi düşünürken, birden o alev yine çaktı beynimde..dün de yeni bir site keşfettim: http://www.turkisaretdili.com/ İsmine bakıldığında googleda ilk bakılması gereken site gibi gelebilir, ama daha önceki araştırmalarımda --ki en az birkaç sene öncesine dayanıyor bu--bu siteyle karşılaşmamıştım sanki, nasıl olur diye sormayın:) olmuş işte..
Velhasılı, geç olsun güç olmasın hesabı, şimdi bu siteden kelime çalışıyorum yine kendi çapımda, ama en yakın zamanda bu işi profesyonlece öğrenebileceğim bir kursa da başlamak istiyorum. İsmek'in verdiğini biliyorum..Kursun sadece engeli öğrencilere açık olduğunu duymştum ama detayı ile ilgili email attım, bakalım sonucu ne olacak..
Bu arada da dün yukarıda belirttiğim sitede A,B,C harflerinden seçilen kelimleri bitirdim, bugün kendimi sınav bile yaptım:) bir aya kadar tüm alfabeyi bitirebilmeyi ümit ediyorum..Bakalım, başlamak bitirmenin yarısı derler ne de olsa:)
Hepimize en yakın zamanda hayallerimizi yaptıklarımız arasına katabilmemiz temennisiyle...
25 Haziran 2009 Perşembe
Hoşgeldin Ya Şehr-i Recep...
*Recep Allah'ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb'in ilk gecesi, Şâban yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi."
Rabbim, cümlemizi bu geceyi ve mübarek üç ayların hakkını verebilenlerden eylesin inş...
Regaib kandilinizi kutlar, güzel başlangıçlara ve hayırlara vesile olmasını temenni ederim..
selamlar...
20 Haziran 2009 Cumartesi
donna donna...
**özgürlüğünün kıymetini bilenlere ithafen..**
Bu şarkıyı ilk defaa geçen hafta yayınlanan "Bir Şarkısın Sen" adlı programda duydum, duyduğumdan beri de dilime dolandı..İnsanın içinde bir yerlere dokunan, hem hüzünlendiren hem de garip bir şekilde huzur veren bir şarkı kesinlikle..
Şarkının tarihine bakacak olarsak, şarkının sözleri her ikisi de Yahudi olan Aaron Zeitlin, müziği ise Sholom Secunda'ya ait. Zaten şarkının orijinali de Yiddish dilinde : "Dana Dana" Şarkı 1940 yılında "Esterke" adlı müzikal için yazılmış, yani Nazi Almanya'sı döneminde..
Şarkının aşağıda Joan Baez tarafından 1960 yılında söylenen ingilizce versiyonundaki sözlerinden de görülebileceği üzere, hikayesi tren vagonunun üzerinde gökyüzüne doğru umarsızca kanat çırpan kırlangıcın özürlüğüne imrenen bir buzağının hikayesini anlatmakta..
Zaten bu tüm "yularlar"dan kurtulmaya çalışma/ya da hiç değilse bunun hayalini olsun kurma, kısaca özgürlüğe yaptığı bu vurgu nedeniyle, şarkı Güney Kore'de komünist şarkı yaftasıyla yasaklanmış.

Şarkı 1960 yılında Joan Baez tarafından seslendirilmiş olup, günümüze kadar o dönemin hippileriyle, nam-ı diğer "Çiçek Çocuklar"la en az o çok meşhur Vosvosları kadar özdeşleştirilmektedir.
Kaynak: Wikipedia
Komün hayatını savunan ve her türlü siyasi/dini/sosyal yetkiye başkaldıran bu "Çiçek Çocuklar"ın çiçeklere yakışmayacak şekilde ahlaki çöküntü içinde yaşamlarını sürdürmüş ve çoğunun da bu çöküntü içinde ya intihar ya da uyuşturudan hayatlarını kaybetmiş olmaları özgürlüğünün tanımı ve kelime anlamıyla tezatlık oluştursa da "sınırları"nın sorgulanması gereğini de ortaya çıkarmakta aslına bakılırsa..
İngilizce versiyonunu dinlemek isteyenler için, buyrun, Joan Baez'in sesinden "Donna Donna":
19 Haziran 2009 Cuma
Inkheart..
Cornelia Funke'nin kaleminden çıkan hikaye, sözcüklerin gücünü izleyicinin karşısına görsel bir şölen olarak ortaya çıkarıyor . Yazıya döküleni dile getirmeleriyle, hayali kahramanlara gerçek hayatta can veren "silvertongue"ların her lütuf sahiplerinde olduğu gibi ödemeleri gereken bir bedel olacaktır. Büyülü bir konuya sahip bu büyülü filmin detayına girerek büyüsünü bozmak niyetinde değilim, tıpkı kendi akıbetini öğrenmek istemediği için inkheart kitabının yazarı Fenoglio ile karşılaşmaktan korkan Dustfinger -Paul Bettany- gibi..
























